Cannes Film Festivali, dünya genelinden yaklaşık 4 bin gazetecinin katılımıyla, sadece sinema alanında değil, çeşitli toplumsal eylemler için de önemli bir platform oluşturuyor.
Festivalin son günü, yüksek gerilim hatları ve bir trafo merkezinin sabote edilmesi sonucu, Cannes ve çevresi 5 saat süreyle elektriksiz kaldı. Bu kapsamdaki eylemlerden özgürlük ve barış çağrısı yapan sanatçılara kadar herkes, seslerini duyurmak için Cannes’ı bir meydan olarak kullanıyor. Rus sinemasının resmi seçkilerde boykot edilmesi, Ukrayna ve Gazze savaşlarının perdeye yansıması gibi konuların tartışıldığı bu ortamda, verilen ödüllerin siyasi yan etkileri ön planda yer aldı.
‘UMUT DALGA GEÇİYORDU BENİMLE’ başlığı altında yer alan belirli bir bakış bölümü ödül töreninde, “Gazze’de Bir Zamanlar…” filmiyle en iyi mizansen ödülünü alan Gazze doğumlu Arab ve Tarzan Nasser kardeşlerin sahneye çıkarak “Soykırımı durdurun” çağrısı yapmaları, salonun büyük bir kısmı tarafından ayakta desteklendi. Ancak, izleyicilerin bir kısmının rahatsız olduğu da dikkat çekti. Tarzan ismini taşıyan genç yönetmen kardeşlerin filmi, Hamas yanlısı bir mesaj taşımıyor; aksine, savaşın fitilini ateşleyen Hamas’ı sert bir dille eleştiriyor.
Belirli Bir Bakış bölümünün büyük ödülünü kazanan Şili’li yönetmen Diego Céspedes’in ilk filmi “Pembe Flamingonun Bakışı”, Donald Trump destekçileri gibi dünya genelinde yükselen tutucu hareketlerin LGBT+ topluluğuna karşı açtığı savaşı ele alan tartışmalı bir yapım olarak öne çıkıyor.
Kapanış gecesinin odak noktası, gerçek bir kahraman olan Jafar Panahi’nin, Fransız devlet radyosu FranceInter’e yaptığı son söyleşi ile katılımcılara bir anlam kazandırdı. Panahi, “Filmin Cannes’da gösterilmiş olması, İranlı yönetmenler arasında büyük bir umut dalgası yarattı. Bu umut, hapiste olanlara ve işkence görenlere kadar ulaştığını düşünüyorum. Altın Palmiye’nin kazanılması anında, gözlerimin önünde hapisten geçmiş yıllarını yaşatan insanlar bir bir sıyrılarak gözümün önünden geçiyordu” dedi.
Panahi, siyasi bir tutuklu olarak tek kişilik hücrede yaşadığı deneyimleri de anlatarak, “Hücredeki her çıkışımda gözlerim bağlanıyordu. Gözlerim açıldığında, bana seslenen kişinin sorularını yanıtlamak için yazdığım kâğıtlar üzerinden geçmeyen bir korku hâlâ zihnimde yer alıyor” ifadelerini kullandı.
‘İÇİ BOŞ KABUK’
Ülkesine döndüğünde gizlice çektiği filmin kendisine bir bedel ödetebileceğini kabul eden Panahi, “Belki yeniden hapse gireceğim ama bu durum beni korkutmuyor. Zamanla yeni projeler için hazırlık yapabilirim” dedi.
Yurt dışında uyum sağlayabilme umudunun düşük olduğunu belirten Panahi, “İran’daki rejim artık çökme aşamasında ve geriye sadece boş bir kabuk kalmış durumda. Onların silahları ve paraları olmadan ayakta kalması mümkün değil. Bu kabuğun bir gün çatlayacağına inanıyorum. Bu, yarın da olabilir, bir ay içinde ya da daha uzun bir sürede gerçekleşebilir” diye ekledi.
O günde hazırlıklı olmak ve intikam duygularını denetmek gerektiğini vurgulayan Panahi, “Adalet ve barışı sağlamak çok daha önemli” dedi.



