Sarayın Gölgesinde Milliyetçilik Oynayanlar

Bir zamanlar meydanlarda “ülke elden gidiyor” diye bağıranlar, bugün ülkenin göz göre göre yokuş aşağı yuvarlanışına alkış tutuyor. Sözde “milliyetçi”, özde “sessiz ortak” olmuş bir yapı var karşımızda. Yıllarını “lider, teşkilat, doktrin” diye geçirenler, şimdi sadece bir kişinin ağzına bakan, onun gölgesinde yaşamayı marifet sayan birer politik figürana dönüşmüş durumda.
Bir zamanlar “ülke çıkarı” diyenler, şimdi kendi koltuk çıkarından başka bir şey gözetmiyor. Hani o meşhur “önce ülkem” lafı vardı ya? Artık sadece “önce ittifak, önce saray” kaldı geriye.
Emekli açlıktan ağlarken, genç işsizken, milyonlar yokluk içinde kıvranırken bu sessizlik neyin nesi? Hani dava? Hani vatan sevgisi? Hani milletin yanında olmak?

Eğer milliyetçilik bu ülkenin kaynaklarını üç-beş yandaşa peşkeş çekenleri görmezden gelmekse, eğer “duruş” dedikleri şey her gece bir kişinin gözüne girmekse… hele hele pkk denilen örgütün temsilcileri ile dirsek temasına geçerek adına da barış süreci denildiyse o zaman kimse bize “ülkü”den, “dava”dan söz etmesin artık.
Liderlik, sarayın bekçiliğine soyunmak değil; gerektiğinde saraya kafa tutabilmektir.
Sessizlik bazen ihanettir. Hele ki o sessizlik, halkın acısını bastırıyorsa…
İşin en kötüsü ise şehitlerimizin kemikleri de sızlıyorsa söylenecek tek şey var ihanetin temsilcileri bu işin başındakiler…
