USD44,07
%0.08
EURO51,23
%-0.14
BIST12.702,00
%0
Petrol93,98
%-5.03
GR. ALTIN7.307,37
%0.43
BTC3.065.487,71
%1.54
İstanbul
Ankara
İzmir
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Aksaray
Amasya
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkâri
Hatay
Iğdır
Isparta
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kilis
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Mersin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Şırnak
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak
  1. Haberler
  2. Gündem
  3. Sörfçü ve Koy Çocukları: Gölgelerdeki Mücadele

Sörfçü ve Koy Çocukları: Gölgelerdeki Mücadele

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Bir dalgayı durduramazsın, saf enerjiyle doludur. Her şey bir kırılma noktasına doğru ilerler” der adam oğluna Luna koyunda. Gençlik döneminde babası burada ona sörf yapmayı öğretmişti. Şimdi ise boşanmanın eşiğinde olan Sörfçü, oğluyla ilişkisini güçlendirmek üzere tekrar bu koyda sörf yapmayı öğretmek için geri dönüyor.

Sörfçü, koyda bir çete ile karşılaşır; bu çetenin lideri olan Scally, “Burada yaşamayan burada sörf yapamaz” diyerek meydan okur. Scally, modern toplumun erkekleri yumuşattığına inanırken, Sörfçü bunun tam tersine, daha düşük bir sosyal statüde yaşamaktadır. Scally’nin öne sürdüğü görüşler, Sörfçü’yü oğlunun önünde zor duruma sokar. Çetenin tacizleri devam ederken, Sörfçü, koyda kalıp bu tarikatla yüzleşmeye karar verir. Bu süreç, onun gençliğinde kaybettiği zamanın peşinde bir tinsel yolculuğa çıkmasına yol açar. İrlandalı yönetmen Lorcan Finnegan (Vivarium, Nosebo Etkisi), Sörfçü’nün amacına ulaşmak için neleri göze aldığını gözler önüne sererken, karakterin içindeki canavarı serbest bırakmasıyla birlikte atmosfer gerilmektedir. Finnegan, 1970-80’li yıllarda Avustralya’da çekilmiş düşük bütçeli filmlerin estetik dokusu ile 70’lerin jeneriklerini, efektlerini ve kadraj düzenlemelerini kullanarak Avustralya Yeni Dalga Akımı’na olan saygısını gösterir.

DOĞANIN GÜCÜ

Ana karakter Sörfçü’nün amaçlarına ulaşabilmesi için öncelikle her şeyini kaybetmesi ve ardından yeniden toparlanması, psikolojik dram türündeki The Swimmer (Aşıklar, Frank Perry/1968), Wake in Fright (Ted Kotcheff/1971), Picnic at Hanging Rock (Hanging Rock’ta Piknik, Peter Weir/1975), Long Weekend (Colin Eggleston/1978) gibi yapımları anımsatmaktadır. Toksik erkekliği eleştiren, doğanın güçlerini yücelten bu filmin oyuncu kadrosu ise dikkat çekici bir uyum içerisindedir.

Sörfçü karakterine can veren Nicolas Cage, derinlikli bir performans sergilemektedir. Scally karakterini canlandıran Julian McMahon, 2 Temmuz’da hayatını kaybeden oyuncu, tarikat lideri olarak güçlü bir performans gösterir. Filmdeki yardımcı rollerde ise Nicholas Cassim, Justin Rosniak ve Finn Little gibi yetenekli isimler yer almaktadır. Avustralya’nın göz alıcı ve vahşi doğası, filmde ana karakterin backdrop’udur ve doğa-gün batımı görüntüleri oldukça şiirsel bir anlatım sunmaktadır. Deniz, toprak, rüzgâr ve alevler, doğanın iç içe geçtiği bir dünyada karakterler gerçeğin ve hayal gücünün sınırlarında dolaşarak akışkan bir yapıdadırlar.

‘BABA’ FİLMİ 53 YAŞINDA

Image

“The Godfather/Baba, organize suçlar hakkında çekilen filmlerin mihenk taşı olmuştur” demişti The Exorcist’in (Şeytan) yönetmeni William Friedkin. Bu film, Amerikan sinemasının yönünü köklü biçimde değiştirmiş ve kültürel bir dönüm noktası haline gelmiştir. Yapımcıları ve yönetmenleri derinden etkilemiş olan bu yapım, 1960’ların sona ermekte olan film sektörünün yaşadığı değişim sürecinde ortaya çıkmıştır. Francis Ford Coppola ve George Lucas, kendi küçük stüdyolarını kurarak bu değişime öncülük etmişlerdir.

1970’te sinema izleyici sayısının az olması, büyük stüdyoların yeni bir hit filme ihtiyaç duymasına neden olmuştur. Mario Puzo’nun kaleme aldığı Baba’yı çekmek üzere Elia Kazan, Costa Gavras, Arthur Penn ve Richard Brooks projeyi reddetmişlerdir. Coppola, filmi aile tarihini ve ABD’deki kapitalizmin metaforunu anlatan bir eser olarak yeniden şekillendirmiştir. Başlangıçta stüdyo, Marlon Brando ve Al Pacino’yu kadroya almak istemezken, lokantadaki katliam sahnesini izledikten sonra kararlarını yeniden gözden geçirmişlerdir. Baba, mafyayı içeriden anlatan ilk yapım olmasının yanı sıra karakterlerinin onur, sadakat, adalet ve görev bilinciyle hareket ettiği bir tragedyadır. “Amerikan Rüyası”na ulaşma çabasındaki Corleone ailesi, yaşam mücadelesi vermekte ve Vito Corleone öldüğünde oğlu Michael’ın yerine geçmesiyle hikayenin dinamikleri yeniden şekillenir.

Baba 2, bir çöküş hikayesidir; Michael, babasından daha acımasız ve gaddar bir karakter olarak sahne alır. İki filmde de dönemin en iyi oyuncuları arasında yer alan Marlon Brando, Al Pacino, James Caan, Robert Duvall, Diane Keaton ve Talia Shire gibi isimler, sinema tarihine damgasını vurmuştur. Amerikan Film Enstitüsü, Baba’yı Yurttaş Kane’den (Orson Welles/ 1941) sonra en iyi film olarak seçerken, Baba (1972) ve Baba 2 (1974) sinematografik mükemmelliklerini korumaya devam etmektedir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Sörfçü ve Koy Çocukları: Gölgelerdeki Mücadele
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Girdap Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!