Eşinin yanı sıra oğlu Telemakhos ve köpeği Argos, uzun bir aradan sonra Odysseus’un geri dönüşünü sabırsızlıkla beklemekte.
Her şey göründüğü kadar mükemmel ilerlese de Odysseia’da derinlikli bir sorun var.
Truva savaşı ve Odysseia destanı, yalnızca Homeros’un kelimeleriyle yaşam bulmaz; başka şairler de bu destanı ele almışlardır.
Bir başka şair, Odysseus’un hikayesini çok daha trajik bir sonla noktalıyor.
Alternatif anlatıya göre, kahraman, Kirke’den olan oğlu Telegonos tarafından öldürülüyor.
Üstelik, oğlu, öldürdüğü kişinin babası olduğunu bir süre sonra öğrenmektedir.
Bu durum, Antik Yunan tragediesinin en bilinen örneklerinden biri olan Oedipus’un hikayesiyle benzerlik gösteriyor.
Dahası, Odysseus’un eşi Penelope, kocasının oğlu ve katili ile bir ilişki yaşamaya başlıyor.
Benzer bir şekilde Telemakhos da, Odysseus’un aşk yaşadığı Kirke ile evleniyor.
Bu durum, dört karakterin de ölümsüzleşmesine yol açıyor.
Odysseus’un macerasının bu şekilde sona ermesi nasıl bir anlam taşıyor? Truva hakkında kaleme alan diğer şairler kimlerdir? Homeros, bu alternatif anlatıları nasıl değerlendirirdi?
ANTİK YUNANİSTAN’IN EN MEŞHUR ŞAİRİ HOMEROS
Odysseia, Homeros’a atfedilen ikinci büyük epik destandır.
İlk epik eser ise İlyada’dır. Bu eser, Yunanlar ile Truvalılar arasındaki savaşı konu alır.
Odysseus’un yanı sıra, bu savaşta Akhilleus ve Agamemnon da önemli roller üstlenir.
Truva’nın savunucuları arasında ise Hektor ve Paris bulunur.
Homeros’un gerçek bir kişi olup olmadığı ise hala belirsizliğini koruyor.
Eğer böyleyse ve bu eserler ona aitse, ne zaman yazıldığına dair bilgiler de belirsizdir. Ancak M.Ö. 8. ve 7. yüzyıllar arasında kaleme alındığı düşünülmektedir.
Homeros’un doğum yeri hakkında net bir bilgi olmamakla birlikte, Sakız Adası, Kos Adası ve İzmir gibi yerler öne sürülmektedir.
Kör olup olmadığı meselesi de bir diğer tartışmalı konudur.
İngiliz yazar Robin Lane Fox, “Homeros ve İlyada” adlı eserinde, François Hedelin’in Homeros isminin uydurma olabileceğini öne sürdüğüne dikkat çekiyor.

Lane Fox, Homeros’un yaşadığını ve diğer Yunan şairlerinden farklı olarak dikkat çekici özellikleri bulunduğunu belirtmektedir.
Fox, Homeros’un çatışmalara odaklanarak hikaye anlatımını geliştiren ilk şair olduğunu ifade eder:
“Hikayelerin belirgin bir başı, ortası ve sonu vardır. Bu çok önemlidir; çünkü uzun kahramanlık şiirlerine baktığınızda, onları oluşturan seriler halinde serbestçe akan bölümler görürsünüz.”
Alan H. Sommerstein, “Yunan Epik Döngüsü ve Antik Algı” adlı eserinde belirttiği üzere, Aristoteles de Poetika adlı eserinde Homeros’un İlyada destanında Truva Savaşı’nın sadece bir kısmını ele almasını över.
Homeros, savaşta yalnızca Akhilleus ve Agamemnon arasındaki çatışmayı konu edinmektedir.
Homeros, antik dünyanın en tanınmış şairi olmasına rağmen Lane Fox, Truva hikayesinin yalnızca onun tarafından anlatılmadığını hatırlatmaktadır.
TRUVA SAVAŞI’NI ANLATAN ALTI ŞİİR
Homeros, İlyada destanına Yunanlar ve Truvalılar arasındaki savaşın onuncu yılından itibaren başlamaktadır.
Lane Fox, şairin çatışmayı ya da savaşın önceki dokuz yılını anlatmadığını belirtmektedir:
“Homeros, Truva ve kahramanlarının tarihine hakim olanlara hitap ettiğinin bilincindeydi. Örneğin, Agamemnon’u ‘Atreus oğlu’ olarak tanımlamaktadır. Benzer şekilde, Akhilleus’un dostu Patroklos’tan ilk bahsederken ‘Menoitios oğlu’ demekteyken yetinmiştir.”
“Epik Döngü: Truva’nın Kayıp Destanları Hakkında Yorumlar” adlı kitabın yazarı Martin L. West, Truva Savaşı’na ilişkin şiirlerin muhtemelen M.Ö. 12. yüzyılda yazılmaya başlandığını öne sürmektedir.
Bu dönem ve sonrasında yayılan hikayeler arasında İason ve Argonotlar efsunları, Herkül’ün kahramanlıklarına dair şiirler ve Thebai (Thebes) şehir savaşlarına ait eserler bulunmaktadır.
Tüm bu hikayeler, sözlü anlatılar olarak halk arasında yayılmıştır.
İspanyol Kraliyet Akademisi üyesi ve Madrid Complutense Üniversitesi’nde Yunan Filolojisi Bölümü hocası Prof. Carlos Garcia Gual, bu konu üzerine yorum yaparak “Bu mitolojik başlıklarda şiir kaleme alan birçok hikaye anlatıcısı, şair ve sanatçı bulunmaktadır. Mitler popülerlik kazanarak yayılır ve şairler bunları hatırlanabilir kılma çabasına girerler.” demektedir.
İlyada ve Odysseia dışında, Truva Savaşı’nı konu alan altı şiir daha mevcuttur.
Bunlar; Cypria, Aethiopis, Küçük İlyada, İliupersis, Nostoi ve Telegonia’dır.
Bu eserlerin hiçbiri tam olarak korunmamış olup, yalnızca parçaları ve özetleri günümüze ulaşabilmiştir.
Yüzyıllar boyunca, Truva’ya dair eserlerin yalnızca Homeros’un kaleme aldığı düşünülmekteydi.
Fakat, M.Ö. 5. yüzyılda ilk tarihçi Heredot, Cypria destanının başka bir şair tarafından yazılmış olabileceğini gündeme getirmiştir.
Bu dönemden sonra “Epik Döngü” terimi, Homeros’a ait olmayan eserlerle eş anlamlı hale gelmiştir.
Peki, bu şiirler, Homeros’un anlatmadığı neleri kendi içerisinde barındırıyor?

SAVAŞ NASIL BAŞLADI?
Homeros, İlyada’da Truva Savaşı’nın on yılından sadece 50 günlük bir kesiti ele almaktadır.
Odysseia destanı da, Odysseus’un geri dönüş yolculuğundaki 10 yıldan yalnızca 42 günü konu alır.
Akhilleus’un ölümü ve şehrin düşmesi gibi Truva Savaşı’nın önemli dönüm noktaları İlyada’da neredeyse hiç yer bulmamaktadır.
Homeros, Yunanların surları aşmak için kullandığı meşhur Truva Atı’na bile değinmemektedir.
Bu önemli olayların bir kısmı, Homeros’un ilk eserinde kısmi bir biçimde ele alınırken, bazıları da Odysseia’da geriye dönük şekilde ele alınmaktadır.
Robin Lane Fox, Homeros’un kendine özgü anlatım tarzı ile hikaye içerisinde ileri geri yönlendirmeler yaptığına dikkat çekiyor:
“İki unsuru ustaca kullanıyor: Geçmişe dönüş anlatımı [Flashback] ve geleceğe dair belirti verme. Bunların mucidi Homeros olabilir.”
Homeros’un eserindeki boşlukları ise Epik Döngü kapsamındaki şiirler doldurmaktadır.

Örneğin, Cypria destanı, savaşın çıkış noktasını ele almaktadır: Yunan tanrıları arasında en kudretli olan Zeus, dünyadaki aşırı nüfus artışını gezegenin üstündeki yük olarak görmüş ve bunu çözmenin en iyi yolunun savaş olduğunu düşünmüştür.
Bunun ardından tanrıçalar Hera, Athena ve Afrodit arasında bir yarışma yapılır.
Yarışmanın hakemliğini üstlenen Truva prensi Paris, Afrodit’i seçer. Tanrıça ona Helen’in aşkı ile ödüllendirir.
Ancak Helen, Sparta Kralı Menelaus ile evlidir ve bu da Paris ile Helen’in aşkının, Yunanistan’ın onu geri almak amacıyla Truva’yı işgal etmesine neden olmasına zemin hazırlar.
Cypria, İlyada’nın başlangıcından hemen önce sona ererken, “Aethiopis” ise Homeros’un destanın bitiminden sonra başlamaktadır ve Akhilleus’un topuğundan vurulup ölmesini konu alır.
“Küçük İlyada” ise Akhilleus’un ölümünün sonuçlarına odaklanır ve Truva Atı’nın nasıl ortaya çıktığını, inşa edildiğini işleyerek Truva’nın fethini ele almaktadır.
“İliupersis” destanı, Truva’nın yağmalanmasına odaklanmaktadır.
Nostoi, savaştan sonra Truva Atı fikrini bulan Odysseus dışındaki Yunan kahramanlarının yurda dönüş süreçlerini konu alır.
Peki, bu epik döngüde en akıllı kahraman, nasıl olur da kendi oğlu tarafından öldürülmektedir?
SONU KÖTÜ BİTEN YOLCULUK
Homeros’a ait olmayan bu hikayeler çeşitli şairlere mal edilmiştir, ancak bunları kimin yazdığı hala bir sırdır.
Bazıları bu hikayeleri Homeros’a bir saygı duruşu olarak ya da onu taklit etme amacıyla kaleme almış olabilir.
Bu hikayelerin, Truva hikayesindeki Homeros’un atladığı veya anlatmadığı olayları doldurmak amacı taşıdığı söyleniyor.
Yüzyıllar sonra bu hikayeleri derleyen yazarlar da benzer bir amaçla değişiklikler yapmış olabilir.
Epik Döngü’nün en son şiarı olan Telegonia’nın yazarı ise, anlatıyı devam ettirme çabası içinde Homeros’un bıraktığı yerden sözü sürdürüyor.
Kireneli Eugammon’un yazdığı bu şiir iki kısımdan oluşuyor. İlk kısımda Odysseus’un Thesprotianların kraliçesi Callidice ile evlenmesi anlatılmaktadır.
Odysseus, kraliçe öldükten sonra İthaka’ya döner ve burada bir yabancının topraklarında sorun çıkardığını öğrenir.
Bu yabancı, Odysseus’un Kirke’den olan oğlu Telegonos’dur; Odysseia destanında bu iki karakterin çocuk sahibi olduğundan bahsedilmez.
Babasını bulmak amacıyla İthaka’ya gelen Telegonos, babası olduğunu bilmeden Odysseus’u, Kirke tarafından kendisine verilen zehirli bir mızrak ile öldürüyor.
Telegonos, daha sonra babasının cenazesi ile Penelope ve Telemakhos ile birlikte annesinin adasına dönüyor. Kirke burada onları ölümsüz kılıyor. Ardından bu senaryo, bir televizyon dizisinde görmeye alışık olduğumuz kadar sıradan bir biçimde tamamlanıyor; Odysseus’un dul eşi, Telegonos ile evlenirken, Kirke de Penelope’nin oğlu Telemakhos ile evleniyor.
Garcia Gual, bu sonun “geçmişte var olduğu varsayılan şiddet dolu kahramanlıkların ortadan kaldırıldığı bir roman ruhuna” işaret ettiğini belirtmektedir ve ekliyor:
“Bu hikayeyi geleneksel kahramanlık perspektifinden ilginç bir şekilde bitirmek, romancılığa vurgu yapıyor.”

İspanya’daki Salamanca Üniversitesi’nden Klasik Filoloji profesörü ve şair Aurora Luque, Telegonia’nın yazıldığı dönemde epik türde eserlerin etkisinin çoktan sönmeye yüz tutmuş olduğunu ifade etmektedir.
Luque, BBC News Mundo’ya verdiği röportajda “roman, küçük duygusal sorunları itibariyle öne çıkmaya başlamıştı. Yunan romanları tam olarak bu türü yansıtarak; abartılı aşklar, kayıp çocuklar, kavuşamayan aşıklar gibi unsurlar içeriyor. Her şey basite indirgeniyor ve derinliğini kaybedip, büyüklüğünü yitiriyor.” şeklinde konuşmaktadır.
“Burada Telegonia, Epik Döngü’deki Cyprias veya Aethiopis gibi diğer eserlerle kıyaslandığında, pek fazla ilgiye değer bir yapıt değildir. Amazon kraliçesi Penthesilea, Akhilleus ile arasında kısa süreli bir aşk yaşamaktadır; bu aşk öyle ki birbirlerini öldürmeye çalışırken bile ruhsal bir yoğunluk göstermektedir.” demektedir.
“Homeros ve Epik Döngü’de Truva Savaşı Geleneği” kitabının yazarı Jonathan Burgess, bu tür erotik ve romantik unsurların, Homeros’a ait olmayan şiirlere dair eleştirilerin temelini oluşturduğunu belirtmektedir.
Öte yandan, Burgess, bu şiirlerin tümünün günümüze ulaşmadığını ve İlyada ile Odysseia destanları için de benzer bir durumun yaşanmış olabileceğini savunuyor:
“Homeros’a ait şiirlerin özetlenmesi, Epik Döngü şiirlerine dair eleştirileri tetikleyebilir.” demektedir.
HOMEROS VE ÖLÜM
Her ne kadar spekülasyon olsa da, Homeros’un Telegonia ve diğer Epik Döngü hikayelerinin sonlarına yönelik düşünceleri, eserlerinde neye yer verdiği ve neleri göz ardı ettiğine bakarak anlaşılabilir.
Epik Döngü şiirlerinde ölümsüzlük teması sıkça işlenmektedir. Kirke’nin, Telegonos ve diğerlerine verdiği ölümsüzlük, Aethiopis’’te Akhilleus’un annesi Thetis’in oğlunu ölümsüzleştirmesi gibi örnekler, bu konunun altını çizmektedir.
Fakat, Homeros’un Akhilleus’u ve Truva’da ölen diğer kahramanları; ölüler diyarı Hades’e iniyor. Odysseus, Odysseia destanında onu orada buluyor ve kaybettiği hayatına dair kaygılanmasını istemiyor.
Akhilleus, Odysseus’a şu yanıtı vermektedir:
“Soylu Odysseus, beni ölümde teselli etmeye çalışma. Tüm cesetlerin kralı olmaktansa, yeryüzünde hiçbir varlığı olmayan vakur bir adamın evinde hizmetkar olmayı yeğlerim.”
Aynı zamanda, Odysseia’da Odysseus’un karısı Penelope’in, İthaka’ya dönme yolu üzerindeki Kalipso tarafından kendisine sunulan ölümsüzlük teklifini reddettiğini unutmamak gerekir.

Akademisyen Margalit Finkelberg, “Homeros’un ruhuna ölümden sonra ölümsüzlük kadar aykırı başka bir şey olamaz.” ifadesinde bulunuyor.
Finkelberg, değerlendirmesine devam ediyor:
“Bu nedenle, hem Epik hem de Hesiodic gelenekte güçlü bir yer teşkil eden ölümsüzlük teması, Homeros tarafından tüm çelişkileri yaşama imkanına sahip, fanilik için bir metafor haline getirilmektedir.”
Aurora Luque, “Homeros’un epik şiirleri, epik şiirlerin varlığını sorguluyor. Acı çekmesi, barış özlemi ve kırılganlığıyla insan her şeyin merkezinde yer alıyor.” yorumunda bulunuyor.
Dolayısıyla, Homeros’un Akhilleus’un emekli olup bir cennet adasına taşınmasına ve eşiyle “sonsuz mutlu yaşamalarına” olumlu bakması mümkün değildir.



