Heykeltıraş Mehmet Aksoy, “İnsanlık Anıtı” ile hafızalarımızda yer edinmişken, “İlhan Selçuk ve Cumhuriyet Aydınlanmasını Yaratanlar Anıtı” ve Nâzım Hikmet heykeli gibi projelerle sanatımıza damgasını vurdu. Aynı zamanda, Mersin’de erkek şiddetine kurban giden Özgecan Aslan’ın heykelini de unutmamak gerekiyor. Aksoy, ülkemizdeki toplumsal olaylara duyarlı bir sanatçı olarak dikkat çekiyor. Şu sıralar yeni bir sergi hazırlığı içinde olan sanatçı, sergisini gelecek yıl 1 Nisan’da Fethiye’deki Likya Sanat Yolu Galerisi’nde açmayı planlıyor. Yeni eserleri üzerinde çalışmaya başlayan Aksoy ile sanatı hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
– Yeni serginizin hazırlık sürecinden bahseder misiniz?
Sergimin konusu yine şamanlar ve mitler üzerinde yoğunlaşacak. Ancak bu sefer, hayatımda ve figürlerde yeni bir anlayış ve başkalaşım söz konusu. Bilgisayarın da işin içine girmesiyle yeni ufuklar açıldı. Taş malzemesi, belirli sınırları olan bir malzeme. Sınırları zorlarsanız, taşın dokusunu kaybedebilirsiniz. Fakat bilgisayar ortamında kullanılan plastik malzeme, daha esnek bir kullanım sunuyor. Genellikle filament kullanıyorum; bu malzeme sadece dayanıklı değil, estetik açıdan da hoş. Burada kıymetli olan şey formdur. Formun kendisi heykelin özüdür ve dış koşullara karşı da dayanıklı olmalıdır. Filament bu ihtiyaçları karşılıyor. Bahçemde yaklaşık 15-20 senedir duran deneme çalışmalarım var. Diğer yandan, taş ortamında havanın asidi nedeniyle renk değişimleri ve yüzeysel bozulmalar kaçınılmaz. Sonuç olarak, bilgisayar yardımıyla üç boyutlu heykel yapma tekniklerini öğrenmiş oldum. Bu yöntemle oldukça ilginç imkanlar ortaya çıkıyor.
– Günümüz sanatı olarak değerlendirilebilir mi?
Günümüz sanatı sürekli bir değişim içinde. Her dönemin estetik anlayışı, renk ve form algısı farklılık gösterir. Ancak emperyalizmin etkisiyle sanat içinden insanı çıkarmaya çalıştı. İnsani duyguların yok olması, sanatın temelini ciddi anlamda sarsıyor. Sanatçı, aslında günümüzü yorumlayan bir ayna gibidir.
– Sanatın insanı anlatmayan bir boyuta kaydığından mı bahsediyorsunuz? İçerik ve mesaj açısından yüzeysel mi?
Evet, içeriksizlik sorunu baş göstermekte. Bir şey söylemiyorsanız, bu durum komik bir hâl alıyor. İnsan, sanattan dışladığı zaman anlamını kaybediyor. Uzun bir tartışma konusu ama ben insan-doğa ilişkisini irdeleyen işler yapmayı tercih ediyorum. Şamanların inanç sistemlerini incelemek, onların dünya tasarımını anlamak benim için oldukça ilgi çekici.

‘HEPSİ YENİ’
– Yeni serginizin teması nedir?
Yeni sergide şaman teması üzerine 20-30 adet heykel sergilenecek. Çoğu eser neredeyse tamamen yeni olacak. Burada bir çelişki var: taşın sunduğu his ve duygu bu sergide yer almayacak; ancak yeni form bilgimle farklı bir şey elde etmeye çalışıyorum. Döküme dökülemeyecek formlar oluşturmak mümkün hale geliyor.
– Yapay zekanın eserleriyle karıştırılmamalı!
Bu bir yazılım süreci. Ancak heykel yapmayı bilmeyen birinin bu tarz formlar üretebilmesi mümkün değil. Form duygusu olmayan kişiler, yalnızca yüzeysel objeler yaratabilir. Piyasada bu şekilde utanç verici eserler görmekteyiz. Heykel ve resim sanatının içeriğini boşaltmayı hedefleyen birçok çalışma mevcut, ne yazık ki eğitim sistemimiz de buna katkıda bulunuyor. Sanat, her zaman iktidarın etkisi altında kalmaktır.
İnsanlar, bu durumu göz ardı mı ediyor? Bunu anlamak güç. Emperyalist bir ülke olan Amerika’nın sanata müdahalesiz kalması düşünülemez. Sanat görüşleri, topluma dayatılıyor. Bu durum pek çok sanat akımına da yol açıyor; hem ideolojik hem maddi harcamalar söz konusu.
Sürekli yeni teoriler gündeme geliyor. Performans sanatı, kavramsal sanat, üç boyutlu mekân düzenlemesi gibi çeşitli kavramlar ortaya atılıyor fakat bunlar genellikle sanatı yüzeysel bir noktaya getiriyor.
– Sergi mekânından bahseder misiniz?
Sergi Fethiye’deki eski bir kilisede açılacak. Bu durumu oldukça heyecan verici buluyorum. Umarım bu heyecanımı sergiyi ziyaret edenlere de aktarabilirim.
‘KADİR KIYMET BİLMEK GİBİ BİR ŞEY…’
– Yakın zamanda kaybettiğimiz Muazzez İlmiye Çığ için anıtsal bir mezar taşı tasarımı yaptınız. Bu düşünce nasıl ortaya çıktı?
Muazzez İlmiye Çığ, Cumhuriyet ile büyümüş, Atatürkçü bir bilim insanıydı. Türk ilmine önemli katkılar sağlamış bir kadın olarak, hayatı boyunca pek çok zorlukla başa çıktı. Kendisiyle tanışmak benim için önemli bir deneyimdi. Geçmişteki ideallerle büyüyen bir Cumhuriyet çocuğu olarak ona olan saygımı anıtı ile ifade etmek istedim.

Ailesi de bu isteğimi destekledi. Böyle bir kadının hayatıyla bütünleşmiş Sümeroloji ile ilgili etkileyici bir hikaye var. Özellikle, okula geç kalan bir çocuğun masalı içeren bir tablet buldum. Heykelde bu hikâyeyi yansıtan bir figür oluşturdum; figürün elinde tuttuğu tablet ise eğitim ve öğrenmeyi simgeliyor. Tasarladığım heykelin ayak ucu, su birikintisi oluşturacak şekilde tasarlanmış böylece doğa ile de bir ilişki kurmuş oluyoruz. Su, canlılığın sembolüdür ve bu bağlamda insan ile su arasındaki bağlantıyı ön plana çıkardım. Heykel, Mersin şehir mezarlığında yer almakta.


