
Saatler Değişmedi, Hayatlar Zorlaştı
Türkiye’de saatlerin ileri ya da geri alınmaması, ilk bakışta “istikrar” gibi sunuldu. Oysa bu kararın günlük hayata, özellikle de çocuklara yansıyan tarafı pek konuşulmadı.
Bizler; karı, soğuğu, ayazı görmüş, karanlık sabahlarda işe gitmiş yetişkinleriz. Buna rağmen kış aylarında sabah karanlığında güne başlamak bizi bile zorluyor. Peki ya çocuklar?
Henüz hava aydınlanmadan, ayazda servis bekleyen, karanlık sokaklarda okula yürümek zorunda kalan çocuklardan bahsediyoruz. Uykusunu alamamış, biyolojik ritmi altüst olmuş, dikkatini derse vermesi beklenen çocuklar… Bu bir konfor meselesi değil; bu doğrudan sağlık, güvenlik ve eğitim meselesidir.
Bilim yıllardır söylüyor: İnsan vücudu güneş ışığıyla uyanır. Çocukların biyolojik saatini yok sayarak onları karanlığa mahkûm etmek, “alışırlar” demekle geçiştirilemez. Alışmak başka, sağlıklı olmak başkadır.
Bu sistem yetişkinler için bile zorlayıcıyken, çocuklardan bu yükü sessizce taşımalarını beklemek adil değildir. Eğitim sadece müfredatla olmaz; çocuğun okula hangi koşullarda gittiği de eğitimin bir parçasıdır.
Saatleri sabit tutmak bir tercih olabilir. Ama bu tercihin bedelini çocuklara ödetiyorsak, burada durup yeniden düşünmek gerekir.
Çünkü bazı kararlar sadece kağıt üzerinde mantıklı görünür.