
Kumarın romantize edildiği bir çağdayız. Reklamlarla süslenen, “şans”, “zeka”, “strateji” diye pazarlanan ama gerçekte tek bir gerçeği olan bir sistemle karşı karşıyayız: Kazanan hep kasadır. Bu değişmez; değişmeyen tek kural budur.
Kumar, fakire umut satmaz; fakirin sonunu satın alır. Önce “bir kere” dersin, sonra “kaybettiğimi çıkarayım” diye düşünürsün. Ardından “bir el daha” gelir. En sonunda mesele para olmaktan çıkar; mesele onur, aile, gelecek ve hayat olur.
Bugün sokakta gördüğümüz birçok trajedinin arkasında kumar vardır ama adı konmaz. Borçlar “ticaret battı” diye anlatılır, sinir krizleri “iş stresi” denilerek geçiştirilir, dağılan aileler “anlaşamadık” cümlesine sığdırılır.
Oysa masanın başında başlayan bir alışkanlık, evin ortasında yıkım olarak biter.
Kumarın sistemi nettir. Sen kazanırsan oynatırlar, kaybedersen daha çok oynatırlar. Kazandığını geri alana kadar seni bırakmazlar. Çünkü sen kazandıkça değil, oynadıkça para kazanırlar.
Ve işte o noktada şu soru çıkar ortaya: Paran yoksa canın da mı yok olsun?
Bu bir abartı değildir. Kumar bağımlılığında intihar oranları yüksektir. Psikolojik çöküş, aile içi şiddet, suç, kaçış ve yalnızlık bu masanın yan ürünleridir. En son kazanan kimdir biliyor musunuz? Mezarcılar.
Çünkü kumar masasında kaybedilen sadece para değildir. İnsan kendini kaybeder; umut gider, irade gider. Geriye çoğu zaman sadece sessizlik kalır.
Bu yüzden mesele yalnızca “yasaklayalım mı?” tartışması değildir. Mesele normalleştirmemektir. Mesele “herkes oynuyor” yalanına teslim olmamaktır. Mesele çocuklara bunun bir oyun değil, bir tuzak olduğunu anlatmaktır.
Çünkü kumarda kazanan yoktur. Kasa vardır. Ve kasa her zaman kazanır. Gerisi sadece istatistik, enkaz ve geride kalanlardır.
HG Bir felaketi dile getirmişin dostum eline yüreğine kalemine sağlık…