“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır…”

Bayrak dediğin bir kumaş parçası değildir.
Bayrak; bir milletin alnındaki terdir, toprağın altındaki şehididir, gecenin karanlığında nöbet tutan evladıdır. O yüzden bayrağa uzanan el, doğrudan milletin varlığına uzanmış sayılır.
Bugün yine PKK’lı teröristlerin Türk bayrağını hedef aldığı bir saldırıyı konuşuyoruz. Aslında konuştuğumuz şey yeni değil. Yıllardır aynı senaryo, aynı provokasyon, aynı alçaklık. Ama değişmeyen bir gerçek var: Bu millet bayrağına uzanan eli affetmez.
Ben bir gazeteci olarak çok şey gördüm. Skandal da gördüm, ihanet de, suskunluk da… Ama şunu net söyleyeyim: Bayrak meselesi siyasetin, ideolojinin, görüş ayrılıklarının çok üstündedir. Bayrak ortak paydadır. Bayrak düşerse, gerisi zaten gelir.

Terör örgütleri şunu çok iyi bilir:
Bir milleti silahla yenemiyorsan, sembollerine saldırırsın.
Bayrağına, diline, değerlerine…
Ama bilmedikleri bir şey daha var: Bu millet, bayrağına saldırıldığında kenetlenir.
Bugün devletin güvenlik güçleri sahada. Gereği yapılıyor, yapılacak. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Ama mesele sadece bir operasyon meselesi değil. Mesele, bu saldırıları “normalleştirmeye” çalışan zihniyetle de mücadele meselesidir. “Aman büyütmeyelim”, “aman gerginlik olmasın” diyerek geçiştirilecek bir konu değildir bu.
Bayrağa saldırı, doğrudan devlete saldırıdır.
Bayrağa saldırı, şehitlerin hatırasına saldırıdır.
Bayrağa saldırı, geleceğimize saldırıdır.
O yüzden burada taraf olmaz, olunamaz.
Ya bayrağın yanındasındır,
ya da karşısında.
Ben safımı çoktan seçtim.
Bu topraklarda doğmuş, bu bayrağın gölgesinde yaşamış bir yurttaş olarak söylüyorum:
Türk bayrağına uzanan her el, karşısında devletin gücünü, milletin iradesini bulur.
Ve şunu da herkes bilsin:
Bu milletin bayrağı yere düşmez.
Düşürmeye çalışanlar ise tarihin çöplüğünde yerini alır.
Bayrak varsa biz varız.
Bayrak yoksa, hiçbir şey yok.