BELEDİYE Mİ, YOKSA EGO KALESİ Mİ?

Bugün size, ismi şimdilik bende saklı bir belediye binasının labirentlerinde kaybolan bir “insanlık” ve “nezaket” hikayesi anlatacağım.
Hani her fırsatta “halkın içindeyiz”, “kapımız herkese açık” diyen; ama kapısının önündeki sandalyeyi bile misafirine çok görenlerin hikayesi bu. Randevuma nezaket gösterip erken gittim. Karşımda genç bir basın müdürü… Odasına girmemle çıkmam bir oldu. Neymiş? İşleri varmış! Biz de saygımızdan bir kenara, tabiri caizse bir “köşe mahiyetine” iliştik, bekledik. Zannettim ki içeride memleket kurtarılıyor, zannettim ki saniyelerin hesabı yapılıyor.
Vakit dolup içeri buyur edildiğimde ise karşılaştığım manzara; ne bir acı kahve, ne bir bardak çay, ne de misafir ağırlama adabı… Sadece “vay be” diyerek dinlemeyi tercih eden, önüne gelmiş yemeğinin iştahıyla misafirini geçiştiren bir profil. İnsanlık çok önemli bir meziyet; ancak görüyorum ki makam koltukları, bu meziyetin önüne koca bir set çekmiş.
Ego ve Kibir Sarmalı
Belediye binası mı, yoksa bir labirent mi belli değil. Başkanın özel kalemini ararsınız, yerinde yeller eser. Başkanı sorarsınız; o zaten “sahada!” Sahada ne mi yapıyor? Elinde telefon, sosyal medya için selfieler, “çalışıyoruz” pozları… Sosyal medya belediyeciliği tam gaz, ancak gerçek dünyada halkla ilişkiler müdürünü bulabilene aşk olsun. Tabelada ikinci kat yazar, müdür hanım birinci katta çıkar; kapısındaki “beyaz tişörtlü muhafızlar” ise ulaşılmazlık zırhını perçinler.
Bırakın Bu “Çok Çalışıyoruz” Ayaklarını!
Herkesi kendiniz gibi, her geleni de sıradan bir engel gibi görmekten vazgeçin. Vücudunuzu saran o ego ve kibir, yarın bir gün koltuklar altınızdan kaydığında size en büyük yük olacak. Milleti kandırmadan önce kendinizi kandırmayı bırakın. Bir belediye başkanı sahada selfie çekerek değil; binasına giren bir vatandaşın, bir misafirin gönlünü hoş tutan mekanizmayı kurarak başarılı olur.
Şimdilik bu belediyeyi ve bu “acemi” kadroları lanse etmiyorum. Ancak bu işler parayla değil, sırayla. Sabrın da bir sınırı, kalemin de bir hafızası var. Çok yakında yaşananları isim isim, makam makam zikretmeyi de iyi biliriz.
Gülümseyerek selfie çekmeye devam edin; ama unutmayın, o ekranın arkasındaki halk, kapı önünde beklettiğiniz o “saygıyı” hiç unutmayacak.
