Karavanınızla Çanakkale’den çıktınız, Tekirdağ üzerinden İstanbul’a doğru gidiyorsunuz. “Hazır Tekirdağ’a gelmişken bir köfte yiyelim” dediniz. Sahile yakın bir yerde kısa bir mola verdiniz. Tam o sırada yanınıza zabıta geliyor: “Burada duramazsınız.” Tartışma da işte böyle başlıyor.
Son birkaç gündür çok sayıda karavancı bana ulaştı. Yaşadıklarını ve karşılaştıkları uygulamayı anlattılar. Bunun üzerine Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin aldığı UKOME kararını okudum, yerel haberlere de baktım. Görünen o ki şehirde konu ciddi şekilde tartışılıyor. Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Candan Yüceer’e yönelik, özellikle esnafta ciddi bir tepki oluşmuş durumda.
Kararın özü şu: Çekme ve motokaravanların şehir içinde park etmesi yasaklanıyor. Çekme karavan bir yana, motokaravana da yasak getirilmesine doğrusu anlam veremedim. Motokaravan dediğiniz araç sonuçta ruhsatta minibüs ya da panelvan sınıfında yer alıyor. Boyut olarak da trafikte gördüğümüz birçok minibüsten pek de farklı değil. Minibüs park edebiliyor, servis araçları park edebiliyor ama motokaravan park edemiyor… Bu çelişki ister istemez insanın aklını karıştırıyor.
Sorun gerçekten park ve düzen meselesiyse çözüm araç türünü yasaklamak olmamalı. Aynı ölçülere sahip bir minibüs serbestken motokaravana yasak koymak mantıklı görünmüyor.
Bu karar ister istemez akla şu soruyu getiriyor: Gerçekten her sorunun çözümü yasak koymak mı?
Kimse “karavanlar her sokağa park etsin” demiyor. Elbette bir düzen olacak. Sahil korunacak, trafik akacak. Buna kimse itiraz edemez. Ama düzen kurmak başka, kapıyı tamamen kapatmak başka!
Sayın Başkan, basit bir örnek vereyim: Saçınız uzadı diye gidip saçınızı sıfıra mı kestirirsiniz? Hayır. Kuaföre gidersiniz, “Şurayı biraz kısalt, burayı düzelt” dersiniz. İnsan kendi saçında bile denge ararken karavan meselesinde “hepsini kaldıralım” demek çözüm üretmek sayılmaz.
Turizm çeşitliliği diyorsak karavan turizmi bunun önemli bir parçası. Avrupa’da şehirler karavan park alanlarıyla övünüyor. Karavancı gelsin diye özel alanlar hazırlanıyor. “Gelmeyin” demek Tekirdağ’a yakışmıyor.
Çözüm aslında zor değil. Belirli alanlar ayrılır. Elektrik, su ve atık noktaları kurulur. Ücreti belirlenir, denetlenir. Hem şehir rahat eder hem de karavancı huzurla konaklar. Avrupa’da ve Türkiye’de birçok şehir bunu yapıyor. Tekirdağ’da ise işin kolayına kaçılmış gibi görünüyor. Hizmet üretmek emek ister. Yasak koymak en kolay yol. Belediyelerin görevi çözüm üretmek, vatandaşa yol göstermektir.
Kadıköy Meydanı dönüşüyor
Konu düzenden açılmışken İstanbul’dan bir örnek vereyim: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kentsel tasarım yarışması ve halk oylamasıyla belirlenen Kadıköy Meydanı Düzenleme Projesi’nin temeli atıldı. Yaklaşık 1 buçuk milyar liralık yatırımla hayata geçirilecek projeyle meydanın yaya öncelikli, erişilebilir ve yeşil alanları artırılmış bir kamusal buluşma noktasına dönüşmesi hedefleniyor. Çalışmaların 2027 yılında tamamlanması planlanıyor.
Haydarpaşa Garı’ndan bin araç kapasiteli İSPARK alanına kadar uzanan proje; Caferağa, Osmanağa ve Rasimpaşa mahallelerini içine alan yaklaşık 154 bin metrekarelik bir alanı kapsıyor. Bunun yaklaşık 107 bin metrekarelik bölümünde düzenleme yapılacak.
Meydan doğal taş kaplama ile yenilenecek, yeni kent mobilyaları yerleştirilecek ve yaya öncelikli bir düzen oluşturulacak. Mevcut büfe ve küçük yapıların kaldırılmasıyla meydana uyumlu sosyal alanlar kurulacak. Kafe, kitabevi, gazete bayisi, Kızılay kan alma merkezi, sergi alanı, çözüm merkezi ve zabıta birimleri projede yer alacak. Toplu taşıma durakları modernize edilerek meydandaki düzensizliğin azaltılması ve alanın Moda nostaljik tramvayı ile iskelelerle entegrasyonu sağlanacak.
Ayrıca yaklaşık 15 bin metrekarelik çim alan oluşturulacak ve yüzlerce yeni ağaç dikilerek meydanın yeşil dokusu güçlendirilecek.



