Otel Çatısından Savaş Muhabirliği Olmaz!

Bir zamanlar savaş muhabirliği diye bir meslek vardı.
Hem de öyle masa başında yapılan bir iş değildi.
Kurşunların uçuştuğu, bombaların patladığı, ölümün birkaç metre ötesinde dolaştığı yerlerde yapılırdı.
Gazeteci dediğin adam…
Savaşın tam ortasına giderdi.

Siperlerin arasına girerdi.
Yanan şehirlerin içinden yayın yapardı.
Ve dünyaya gerçeği olduğu gibi gösterirdi.

Ben o günleri gördüm.
Mesela merhum duayen gazeteci Ergin Konuksever…
Cepheden yaptığı yayınlarla savaşın gerçek yüzünü anlatan bir gazeteciydi.

Yine savaşın ortasından yaptığı yayınlarla dünya basınında adını duyuran usta savaş muhabiri Ramazan Öztürk…

Sahaya girdi mi korku nedir bilmeyen, haberi koklayan merhum Savaş Ay…

Ve savaş muhabirliği denince akla gelen en önemli isimlerden biri olan ünlü savaş muhabiri Coşkun Aral…

Bunlar stüdyodan yada gittikleri sıcak bölgeden bir otelin çatısından yayın yaparak konuşan gazeteciler değildi.
Bunlar savaşın içinden yani sıcak cepheden konuşan adamlardı.
Kurşun seslerinin arasında, tankların gölgesinde, bazen ölümle burun buruna…
📌Mesela Çoşkun Aral 1982’de Libya iç savaşı gibi çatışma ortamında çekim yaparken bir aracın altında kalması sonucu bacaklarına ciddi şekilde zarar geldiği ve daha sonra uzun bir operasyon geçirdiği bildirildi. Bu yaralanma savaş koşullarında oldu ve meslek hayatında fiziksel bedellerinden biri oldu.
Ama gerçeği saklamadan, eğip bükmeden savaş anını kare, kare fotoğraflar çekerek tüm dünyaya duyurdu.
Çünkü gazetecilik dediğin şey biraz da cesaret işidir, yürek ister.
Bugün ise televizyonları açıyoruz ABD, İsrail gibi deccal ülkelerin bin bir türlü bahaneler uydurarak İran’ı nasıl bombaladıklarının ışıklarını görüyoruz sadece…
Karşımıza çıkan manzara başka.
Sözde savaş muhabirleri…
Ama nerede?
Cephede değil.
Siperlerde değil.
Yıkılmış şehirlerin içinde hiç değil, yaşanan olayları bize otel balkonlarından izletmeyi savaş muhabirliği yaptıkları gerekçesiyle anlatmaya gayret ediyorlar.
Otellerin çatı katlarında.
Kamerayı kurmuşlar.
Uzaktan bir patlama sesi geliyor…
Hemen mikrofona sarılıyorlar:
“Gördüğünüz gibi çok büyük bir patlama daha yaşandı.”
Hepsi bu.
Kısacası savaş muhabirliği artık bazıları için otel balkonundan yapılan bir yorumculuğa dönüşmüş durumda.
Ben bilmiyorum…
Belki bütün dünyada savaş muhabirliği artık böyle yapılıyordur.
Belki de yeni gazetecilik modeli budur.
Ama benim bildiğim gazetecilik bu değil.
Ben bugün bile bana görev verilse…
O bombaların düştüğü yerden görüntü getiririm.
O patlamaların olduğu yerden yayın yaparım.
Gerçeği olduğu gibi gösteririm.
Çünkü gazetecilik biraz da risk almak demektir.
Belki ben deliyim…
Belki onlar çok akıllı.
Ama ben hâlâ şu cümleye inanıyorum:
Eğer bu iş yapılacaksa…
Adam gibi yapılır.
Gazetecilik dersi vermek değil niyetim.
Ama madem bu mesleğe gönül verdiniz…
Ya sahaya çıkın.
Ya gerçeğin peşinden gidin.
Ya da oturun stüdyoda…
Gerçek gazetecilerin yaptığı haberleri okuyun.
Çünkü şunu herkes bilsin:
Otel çatısından savaş muhabirliği olmaz.
