![]()
Milli İstihbarat Akademisi (MİA), Donald Trump’ın ABD’nin 47. Başkanı seçilmesinin ardından yeni dönemin kodlarının değerlendirildiği, “ABD seçimleri ve Türkiye’ye olası etkileri” analizini yayınladı.
Analizde, Donald Trump yönetiminin, lider odaklı karar alma süreçleri ve pragmatik bir stratejiye ağırlık vermesi sonucunda, uluslararası ilişkilerde daha hesapçı ve müzakereye dayalı bir tavır takınabileceği ifade ediliyor. Bu durum, dünya genelindeki pek çok ülkenin, Türkiye de dahil olmak üzere, ABD ile ilişkilerini gözden geçirme ve yeniden yapılandırma sürecine girebileceğine işaret ediyor. Özellikle Türkiye’nin, ABD’nin bölgesel politikaları ile örtüşen çıkarları üzerinden bir işbirliği zemininin ortaya çıkabileceği belirtiliyor.
2024 başkanlık seçimlerinin, ABD’nin küresel liderlik rolünü koruma, yeniden tanımlama veya bu rolü diğer büyük güçlerle paylaşma konusunda nasıl bir tercih yapacağını ortaya koyacak nitelikte olduğuna değiniliyor. Seçimlerin gelecekteki dünya düzeninin şekillenmesinde kritik bir dönemeç olacağı vurgulanıyor.
Cumhuriyetçi Parti’nin dış politika stratejisinde; caydırıcılık, hibrit müdahale yöntemleri, teknolojik üstünlük ve ekonomik güce odaklandığı ifade edilmektedir. Trump’ın benimsediği “Amerika’yı yeniden büyük yapalım” söylemi, geleneksel cumhuriyetçi yönelimin bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.
GÜÇ, CAYDIRICILIK VE KRİZ YÖNETİMİ
Analizde, Trump yönetiminin, klasik cumhuriyetçi duruş olan küresel askeri ve diplomatik angajmanı sınırlandırmayı hedeflese de, ABD’nin küresel cezalandırıcı gücünü koruması ve güçlendirmesi gerektiği kaydediliyor. “Washington’un temel amacı, rakiplerin kontrolünden sağlamayı umduğu maksimum faydayı anlamsız kılacak ve rakiplerin bu durumdan fayda sağlamasını engelleyecek düzeyde güçlü bir caydırıcılığa sahip olmasıdır.” ifadesi, Trump yönetiminin genel stratejisini açıklıyor.
Türkiye-ABD İlişkilerinde Yeni Dönemde Riskler ve Fırsatlar
Analizde, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin hem fırsatlar hem de zorluklar barındırdığı ifade ediliyor. Özellikle, Türkiye’nin savunma sanayisi ve F-35 programı konusundaki kısıtlamaların aşılması, Türkiye-ABD ilişkilerinde pozitif bir gündemin oluşması açısından kritik bir başlık olarak öne çıkıyor. Trump yönetiminin, denizaşırı askeri varlıkları azaltma eğilimi ve terör örgütü PYD/YPG’ye verilen desteği yeniden değerlendirme potansiyeli, Türkiye ile ABD arasında terörizmle mücadele alanında işbirliği yapması için önemli bir zemin oluşturabileceği belirtiliyor.
Analizdeki değerlendirmeler, Trump’ın Iran politikasının yeniden sertleşmesi ve İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşme süreçlerinin, Türkiye’nin bölgesel çıkarlarını olumlu veya olumsuz yönde etkileyebileceği üzerine yoğunlaşıyor. Örneğin, “İran’a yönelik sert politikaların bölgesel bir çatışmayı tetikleme riski, Türkiye’nin güvenlik politikalarını doğrudan ilgilendirecektir.” ifadesi bu konuda önemli bir uyarı niteliği taşıyor.
Aynı zamanda, Trump yönetiminin kayıtsız şartsız desteğini elde eden İsrail’in bölgedeki etkinliğinin artması, Doğu Akdeniz’deki güç dengelerini Türkiye’nin aleyhine çevirebilir. Bu gelişmeler, Türkiye’nin bölgesel işbirliği ve dengeleme politikalarını derinleştirme


