Çocukluğumun bayramları… Onları unutmak, zamanın hüzünlü gidişatına karşı koymak neredeyse imkansız. Gece uyumaz, sabahın erken saatlerinde kalkar, ailemle bayramlaşmanın heyecanını yaşardım. Ardından ise mahallemizdeki tanıdıkların kapısını çalar, Hebiş Teyze’nin lokumlarından alır, Rıfat Amca’nın sıcak ilgisiyle karşılaşırdım. O günlerin harçlıklarıyla sinemanın 10.30’daki çocuk matinesine gitmek, anlayamadığımız bir alt yazılı film izlemek benim için büyük bir keyifti. Filmin ardından, Luna Park’a gidebilirsek, çarpışan arabalarda pek çok parayı bitirir, bacak kadar halimizle geri dönerdik. O günler gerçekten çok güzeldi.
Bayramlar, gündelik yaşamın sıkıntılarını unutturup, renklendiren, insanları hoşgörü ile birbirine yaklaştıran özel günlerdi. Fakat yıllar geçtikçe, bayramlara olan bakış açımızın değiştiğini fark ediyoruz. Aslında değişen bayramlar değil, bizler oluyoruz. Zamanla artan beklentilerimiz, alabildiklerimizin yetersizliği gibi algılarla doluyoruz. O güzelim günleri sıradanlaştırmanın ayrımında bile olamıyoruz, bu da beni tedirgin ediyor. Coşkulu ve arkadaş ziyaretleriyle dolu olan bayramların çok gerilerde kaldığını düşünüyor, özlem duyuyorum.
Her ne kadar bayramlar çağların gelenek ve göreneklerini yaşatan, toplulukta sevgi ve saygıyı artıran özel günlerse de, kaybettiğimiz ananeler ve sıradanlaşan duygular için içimde bir hüzün hissediyorum. Bu, bir geçmişe bağlılık değil; geçmişteki bayramların coşkusunu günümüzde neden yaşayamadığımız üzerine düşünmeme sebep oluyor. Bayramlar artık hüzün veriyor bana, çünkü temiz ve içten duygularımızı kaybetmişiz. Hayatın bir bayram olmadığını biliyorum ama her günümüzü bayramların coşkusuyla yaşamak, mutlu olabileceğimiz anlamına geliyor. Mutluluğu paylaşmayı ve dayanışmayı bilmek elimizde, yeter ki sevgi dolu olalım.
Başkalarının mutluluğunu kıskanmadığımız sürece, küçük şeylerle yetinmeyi ve mutlu olmayı başarmamız mümkün. Asıl bayramın bu olduğunu, içten bir yaşamla anlayabiliriz. Özlediğim bayramlar, saygı ve sevgiyle dolu, dostluğu pekiştiren, gelenekleri yaşatan günlerdir. Ancak, son zamanlarda bu değerlerin neredeyse kaybolduğu bir gerçek. Bayramı adeta sıradan bir güne çevirdiğimiz gerçeğini inkar edemeyiz. İçten ve içtenlik dolu dostlukları geliştiren, günlerimizi güzelleştiren bu bayramların özlemini yaşıyorum. Yere bakan, yürek yakan ve arkamızdan konuşan insanlarla etkinliklerimizin güzelliği sona eriyor. Kavgasız ve huzurlu bayramlara hasret kaldım.
Önümüzde yine bir bayram var. Bu bayramda, çocukları unutmamak, büyükleri ziyaret etmek önemlidir. Hatırlatmak istediğim bir diğer nokta ise; yalnızca bayramı kutlamakla kalmayıp, bayramı yaşatmak da önemlidir. Tüm içtenliğimle, sevgi ve saygılarımı sunarak, daha nice bayramlara ulaşmayı diliyorum.
“`



