
Türk toplumunun geleneksel aile yapısı, tarih boyunca önemli bir yere sahip olmuştur. Aile, Türk kültürünün temel taşı olarak kabul edilmiş ve eşler arasında eşitlik ilkesine dayandırılmıştır. Ancak günümüzde aile ve aile kavramı, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar büyük meydan okumalarla karşı karşıyahalıdır. Küresel ölçekte yaşanan hızlı değişimler, aile dinamiklerini de etkilemekte ve yeni yaşam biçimlerine zorlamakta. Özellikle teknolojinin hızlı gelişimi, ailelerin yapılarını ve ilişkilerini dönüştüren bir etken haline gelmiştir.
İnternet, günümüz yaşamında giderek daha belirleyici bir rol oynamakta ve aile kavramı üzerindeki etkisi de gözlemlenmektedir. Medyanın da katkısıyla, aile ile ilgili düşünceler, duygular ve algılar köklü değişiklikler geçirmekte. Aile kavramı, bazı kesimlerce artık özgürlük kısıtlayıcı bir unsur olarak görülmekte ve buna alternatif yaşam biçimleri geliştirilmektedir. Aile olmanın gerekliliği sorgulanır hale gelirken, aile karşıtı düşünceler de bir o kadar yaygınlaşmaktadır. Bu durumu daha da dikkat çekici hale getiren bir açıklama, Sağlık Bakanı tarafından yapılmıştır. Bakan, “Çocuğu olmayanlar aile olamıyor,” diyerek büyük tartışmalara yol açmıştır. Bu tür bir söylem, özellikle çocuk sahibi olamayan bireyler üzerinde derin bir etki yaratmakta ve onları eksik hissettirmektedir. Doğrudan bir cehalet örneği sergileyen bu ifade, toplumda var olan acıları daha da derinleştirmektedir.
Kadın cinayetleri ise başka bir önemli mesele olarak karşımızda durmaktadır. Türkiye, ne yazık ki kadınların sadece cinsiyetleri nedeniyle öldürüldüğü bir ülke haline gelmiştir ve bu durumu önlemeye yönelik ciddi yollar alınmamaktadır. Kadın cinayetlerinin önlenebilir olduğu göz önüne alındığında, bu duruma karşı gerekli adımların atılması büyük bir öneme sahiptir. Kadınları koruma ve destekleme mekanizmalarının eksikliği, bu sorunun büyümesine katkıda bulunmaktadır. Özellikle cinsiyet eşitliğini reddeden ve kadın-erkek ilişkilerini tahakküm üzerinden şekillendiren cinsiyetçi ideolojiler, kadın cinayetlerinin temel nedenleri arasında yer almaktadır.
Aile kavramı, zamanla yaşanan zararlar ve ideolojik saldırılara karşı ayakta kalmayı başaracaktır. Aile, yüzyıllar boyunca insanlık tarihinde önemli bir yer edinmiş ve tarihsel bir derinliği olan bir kurumsal yapı olduğundan, değişse bile varlığını sürdürecektir. Ancak değişen dünyada ailedeki değerler ve yapılar maalesef çoğu zaman kaybolmakta veya ciddi şekilde zayıflamaktadır. Kadınların toplumsal hayattaki varlıklarını sürdürmeleri, kendi haklarına sahip olmaları ve özgürce kararlar verebilmeleri elzemdir. Kadınların toplum içindeki yerleri, en az erkekler kadar önemli olmalı ve bu bağlamda kadınların haklarını savunacak politikaların oluşturulması gerekmektedir.
Sonuç olarak, kadına yönelik şiddeti engellemeye yönelik her türlü önlemin alınması, kadınların bedenleri ve iradeleri üzerindeki haklarının sadece kendilerine ait olduğu bilincinin yayılması büyük bir önem taşımaktadır. Kadınlar, toplumsal hayatta kendi hayatları ile ilgili tercih ve kararları özgürce verebilmelidir. Bu girişimler, kadın özgürlüğünün önünü açacak ve gelecekte daha eşitlikçi bir toplumun inşa edilmesine katkı sağlayacaktır.



