
İnsanların ahlak anlayışı, felsefi ve dini boyutları ile birlikte değerlendirildiğinde, “varlıkla ve insanlar arasındaki ilişkilerde nasıl davranmamız gerektiğini gösteren değer yargıları bütünü” olarak tanımlanabilir. Bu değer yargıları, insanların doğuştan sahip oldukları özellikler ve yaşadıkları çevre, aldıkları eğitimle sonradan kazandıkları tutum ve davranışları içermektedir. Ahlak, toplumun ortak değerleri içinde yer alan iyi ve güzel olan niteliklerdir. Dinleri araştıran bilim insanları, dinin toplumsal yapı üzerinde olumlu yönleri olduğunu, bireyleri moral açıdan daha yüksek bir düzeyde tutma çabası içinde olduğunu vurgulamaktadır.
Ancak, “dinin emirlerine” göre yaşamını düzenleyen bireylerin bile zaman zaman ahlaki değerlere aykırı davranışlar sergileyebildiği görülmektedir. Bu durumda, çeşitli dönemlerde Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış ve İslami camiada saygın bir konuma sahip olan Dr. Lütfü Doğan, bir insanın dini anlamadığı ya da dini çıkarları için kullandığına dikkat çekmektedir. Bu durum, bireylerin ahlak kurallarına uymadıkları anlamına gelmektedir.
Siyasi faktörler devreye girdiğinde, özellikle yönetim, iktidar ve güç kavramlarının ön plana çıktığı gözlemlenmektedir. Siyasette temsil edilen kesimlerin çıkarları büyük önem taşırken, bu noktada kutsal değerlerin bazen geçersiz kılındığı bir tablo oluşabiliyor. İktidarın sürdürülebilmesi için, bazı kişiler manevi değerleri bir kenara bırakabilmektedir. Siyasi söylemlerde, “dün dündür, bugün bugün” gibi ifadelerle çelişkili davranışlar sergileyen bireyler, insanları ahlaki olarak zayıflatmaktadır.
Siyasetçiler, toplumun liderleri ve önderleri oldukça büyük bir sorumluluğa sahiptir. Davranış biçimleri, giyimleri ve söylemleri ile topluma örnek teşkil etmeleri beklenmektedir. Bilinçli bir şekilde toplumda güzel ahlakı sergilemeleri gereken bu bireylerin, kendi çıkarları uğruna toplumsal yapıyı zedelememeleri son derece önemlidir. Toplumun menfaatlerini gözetmek, onları korumak ve geliştirmek için burada ciddi bir etik duruş sergilemeleri gerekmektedir.
Sonuç itibarıyla, ahlak ile siyaset arasındaki ilişki, bireylerin ve toplumların yaşamlarında oldukça önemli bir yere sahiptir. Düşüncelerin ve davranışların ahlaki bir zemin üzerinde şekillenmesi, sadece bireyler için değil, toplumun genel yapısı için de kritik bir meselenin altını çizmektedir. Bu nedenle, hem dinin olumlu etkilerinin hem de bireylerin ahlaki değerlerine sahip çıkmasının önemi bir kez daha vurgulanmalıdır. Değerlerimize sahip çıkmak ve onları yaşatmak, sadece bireysel çabalarla değil, aynı zamanda toplumsal bir birliktelikle mümkündür.



