USD43,02
%0.14
EURO50,61
%0.08
BIST11.261,52
%0
Petrol61,13
%0.46
GR. ALTIN6.055,51
%1.5
BTC3.802.674,04
%-0.43
İstanbul
Ankara
İzmir
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Aksaray
Amasya
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkâri
Hatay
Iğdır
Isparta
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kilis
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Mersin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Şırnak
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak
  1. Haberler
  2. Özel Haber
  3. Dünya gündeminden haber başlıkları…

Dünya gündeminden haber başlıkları…

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bu hafta, dünya genelinde ekonomik, siyasi ve toplumsal alanda dikkat çeken gelişmeler yaşandı.

Uluslararası basının öne çıkardığı analizlerle birlikte, farklı coğrafyalardaki kritik başlıkları sizin için derledik.

ABD

TRUMP 92 ÜLKENİN YENİ TARİFE ORANLARINI AÇIKLADI

ABD Başkanı Donald Trump, 1 Ağustos 2025’te yürürlüğe giren yeni gümrük tarifeleriyle küresel ticarette büyük bir dalgalanma yarattı.

Nisan ayında duyurduğu “Kurtuluş Günü” ticaret politikasının bir parçası olarak Trump, ticaret fazlası veren ülkelere yönelik “karşılıklı” tarifeler uygulayacağını açıklamış ve 90 günlük bir müzakere süresi tanımıştı.

Ancak bu süreçte yalnızca sekiz ülke veya ekonomik blokla (Birleşik Krallık, Vietnam, Endonezya, Filipinler, Güney Kore, Japonya, Pakistan ve AB) anlaşma sağlanabildi.

Dün Trump, 92 ülkeye yönelik yeni tarife oranlarını duyurdu.

FİLİSTİN’İ TANIYACAĞINI AÇIKLAYAN KANADA’YI KÖŞEYE SIKIŞTIRDI

tüm ülkelere minimum yüzde 10 tarife uygulanırken, bazı ülkelere yüzde 41’e varan oranlar getirildi. Kanada, özellikle dikkat çeken bir hedef oldu.

Mevcut yüzde 25’lik tarife, fentanyl krizine yeterli önlem almadığı gerekçesiyle yüzde 35’e yükseltildi.

Kanada Başbakanı Mark Carney, hayal kırıklığını ifade ederek, ülkenin yalnızca yüzde 1’lik bir payla ABD’deki fentanyl ithalatına katkıda bulunduğunu ve ihracatı çeşitlendirme yoluna gideceğini belirtti.

Trump’ın Kanada’ya yönelik bu hamlesinin ABD basınında, Carney’in eylül ayında Filistin devletini tanıyacağını açıklaması nedeniyle gerçekleştiği düşüncesi hakim.

“ÖNCE AMERİKA” POLİTİKASI EKONOMİK DENGELERİ SARSIYOR

Bu tarifeler, Trump’ın “önce Amerika” politikası doğrultusunda, ticaret açıklarını azaltmayı ve yerel üretimi canlandırmayı hedefliyor.

Ancak, Asya borsalarında yaşanan düşüşler (Güney Kore KOSPI yüzde 3, Tayvan hisseleri yüzde 0,9 geriledi) ve Hindistan rupisinin yüzde 2 değer kaybı gibi gelişmeler, tarifelerin küresel piyasalarda ciddi bir baskı yarattığını gösteriyor.

Kanada’da, Ontario Eyalet Başbakanı Doug Ford, ABD’ye karşı yüzde 50 çelik ve alüminyum tarifesi önererek misilleme çağrısında bulundu. Uzmanlar, bu ticaret savaşının özellikle ABD tüketicileri için fiyat artışlarına yol açabileceğini, otomotiv ve metal gibi sektörlerde maliyetlerin yükseleceğini öngörüyor.

Öte yandan, Kamboçya gibi bazı ülkeler, önceki yüzde 49’luk oranlardan yüzde 19’a düşürülen tarifelerle rahat bir nefes aldı. Trump, Meksika ile müzakerelere 90 gün ek süre tanırken, Çin ile olan tarife savaşında 12 Ağustos’a kadar bir uzlaşma arayışında. Bu gelişmeler, küresel ticaret düzeninde uzun vadeli bir dönüşümün habercisi olabilir, ancak yüksek tarifelerin ekonomik büyümeyi yavaşlatma riski de taşıdığı belirtiliyor.

TRUMP 6 AYDA DESTEKÇİLERİNDEN 177 MİLYON DOLAR TOPLADI

Donald Trump’ın siyasi etkisini sürdürmek için kurulan MAGA Inc. adlı Siyasi Eylem Komitesi (PAC, siyasi kampanyaları desteklemek için sınırsız bağış toplayabilen bir örgüt), 2025’in ilk yarısında 177 milyon dolar bağış topladı.

Örgütün topladığı bu rekor bağış, hem siyasiler hem de halk arasında tepki çekti.

Bağışçılar arasında, TikTok’un ana şirketinde hissesi bulunan milyarder Jeff Yass (16 milyon dolar), enerji şirketi Energy Transfer’in başkanı Kelcy Warren (12,5 milyon dolar), Tesla ve X’in sahibi Elon Musk (5 milyon dolar) ve Trump’ın kabinesinde Küçük İşletmeler İdaresi başkanı olan Kelly Loeffler (2,5 milyon dolar) gibi isimler yer alıyor.

Ayrıca, Trump’ın Nisan 2025’te vergi suçlarından affettiği Paul Walczak’ın annesi Elizabeth Fago’nun 1 milyon dolarlık bağışı, af kararının siyasi bağışlarla bağlantılı olabileceği tartışmalarını alevlendirdi.

Fago’nun bu bağışının, oğlunun affından kısa süre önce gerçekleşmesi dikkat çekti. Komite, bu dönemde yalnızca 4,6 milyon dolar harcayarak 196 milyon dolarlık bir rezerv biriktirdi, bu da 2026 ara seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre kontrolünü sürdürmesi için güçlü bir mali altyapı sağlıyor.

ABD SİYASETİNDE PARA VE GÜÇ İLİŞKİLERİNİN SORGULANMASINA NEDEN OLABİLİR

MAGA Inc.’in bağışçıları arasında, kripto para şirketleri (Foris DAX 10 milyon dolar, Blockchain.com 5 milyon dolar), Estée Lauder varisi Ronald Lauder (5 milyon dolar) ve In-N-Out Burger başkanı Lynsi Snyder-Ellingson (2 milyon dolar) gibi çeşitlilik göze çarpıyor.

Ancak, Elon Musk’ın Trump’ın vergi kesintilerini eleştirmesi ve Jeffrey Epstein skandalına dair açıklamaları, bağışçı tabanında gerilim yaratabilir.

Ayrıca, Securing American Greatness Inc. adlı bir kar amacı gütmeyen kuruluşun 13,75 milyon dolarlık bağışı, bağışçıların kimliğinin gizli kalması nedeniyle şeffaflık tartışmalarını körükledi.

Trump, anayasal sınırlar nedeniyle 2028’de yeniden aday olamasa da, bu komitenin mali gücü, onun Cumhuriyetçi Parti üzerindeki etkisini sürdüreceğini gösteriyor. Uzmanlar, bu bağışların, Trump’ın siyasi mirasını 2026 seçimlerinde sağlamlaştırmayı hedeflediğini, ancak af kararları ve gizli bağışların etik sorular doğurduğunu belirtiyor.

Durumu enine boyuna irdeleyen New York Times, “Bu durum, ABD siyasetinde para ve güç ilişkilerinin yeniden sorgulanmasına yol açabilir.” yorumunda bulundu.

İNGİLTERE

LONDRA’DA YÜKSEK KİRALAR YÜZÜNDEN EVSİZ İNSAN SAYISI ARTTI

Londra’da evsizlik, yüksek kiralar ve sosyal konut eksikliği nedeniyle rekor seviyelere ulaştı.

Combined Homelessness and Information Network (CHAIN; Londra’da sokakta yaşayanları takip eden, yardım ekipleri tarafından yönetilen bir veri tabanı) verilerine göre, Nisan-Haziran 2025 döneminde sokakta yaşayan kişi sayısı 788’e yükselerek geçen yıla göre yüzde 26, on yıl öncesine göre ise yüzde 102 artış gösterdi.

Sokakta yaşayanlar, yardım ekipleriyle üç hafta veya daha uzun süre birden fazla teması olan kişiler olarak tanımlanıyor.

SOKAĞA DÜŞME ORANI ON YILDA 102 KAT ARTTI

Toplamda, aynı dönemde Londra’da sokakta uyuyan kişi sayısı 4 bin 392 olarak kaydedildi.

Bu, geçen yıla göre yüzde 4, on yıl öncesine göre ise yüzde 58 artış anlamına geliyor. İlk kez sokakta uyuyanların sayısı ise geçen yıla göre yüzde 4, on yıl öncesine göre yüzde 33 arttı. Kadın evsizlerin sayısı yüzde 13 artışla 755’e ulaşarak toplamın yüzde 18’ini oluşturdu.

Crisis adlı evsizlik yardım kuruluşu, bu artışın ardında yüksek kiralar, konut yardımındaki reel kesintiler ve destek hizmetlerindeki eksiklikler gibi faktörler olduğunu belirtiyor.

İNGİLİZLERİN MAAŞININ YARISI KİRAYA GİDİYOR

Londra’da 2024’te kiralar yüzde 11,5 artarken, özel kiralık sektörde 2021-2023 arasında 45.000 evin satılmasıyla konut arzı yüzde 4,3 azaldı.

Bu, özellikle düşük gelirli haneleri vurdu. Ortalama bir Londralı, gelirinin yüzde 50’sini kiraya harcıyor, bu oran, evsizlik riskinin yüzde 32’lik eşikle tetiklendiği seviyenin çok üzerinde.

Ayrıca, “sebepsiz tahliye” (Section 21; kiracıların herhangi bir gerekçe gösterilmeden evden çıkarılmasını sağlayan yasal düzenleme) uygulamaları, Eylül 2023-2024 arasında Londra’da yüzde 52 artarak 11 bin 880 haneyi etkiledi.

Bu, İngiltere ve Galler’in geri kalanına kıyasla beş kat daha hızlı bir artış. Arka planda, sosyal konut eksikliği büyük bir sorun.

Son on yılda İngiltere’de 180 bin 067 sosyal konut kaybı yaşandı ve 1,3 milyon hane sosyal konut bekleme listelerinde. Mart 2025 itibarıyla İngiltere’de 131 bin 140 hane, rekor seviyede geçici barınmada yaşıyor ve bu hanelerdeki 169 bin 050 çocuk, evsizliğin yıkıcı etkilerine maruz kalıyor.

LONDRA’DAKİ KONUT KRİZİ KRİTİK SEVİYEDE

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan, 2030’a kadar sokakta evsizliği bitirme hedefiyle Ocak 2025’te 10 milyon sterlinlik ek yatırım yaptı. Bu fon, Evsizliği Sonlandırma Merkezleri (Ending Homelessness Hubs) ağını genişletmek ve sokakta geçirilen ilk geceyi önlemek için kullanılıyor.

Khan, evsizlik sayılarında düşüşün 2026’dan önce başlamayacağını öngörüyor. Hükümet, 2026-2030 arasında evsizlik önleme için 100 milyon sterlin ve sosyal konut için 39 milyar sterlin taahhüt etti, ancak Crisis, bu kaynakların hızla devreye alınması ve konut yardımının en düşük kiraların üçte birini karşılayacak şekilde artırılması gerektiğini vurguluyor.

Uzmanlar, evsizliğin en tehlikeli biçimi olan sokakta uyumanın, şiddet, istismar ve hırsızlık gibi riskleri artırdığını; bu nedenle, sosyal konut inşaatının hızlanması ve Kiracılar Hakları Yasası’nın (Renters’ Rights Bill) bir an önce yasalaşması gerektiğini belirtiyor. Aksi takdirde, Londra’nın konut krizi, hem ekonomik hem de insani açıdan şehri daha fazla zorlayabilir.

İNGİLTERE’NİN FİLİSTİN’İ TANIMA TARTIŞMASI ULUSLARARASI HUKUKTA GERİLİM YARATIYOR

Avrupa Birliği’nin (AB) Eylül 2025’te Filistin’i devlet olarak tanıyacağını açıklamasının ardından, İngiltere’de İşçi Partisi lideri ve Başbakan Keir Starmer’ın Filistin’i tanıma taahhüdü, uluslararası hukuk açısından tartışma yarattı.

40 üst düzey avukat, İngiltere’nin baş hukuk danışmanı Lord Hermer’a yazdıkları mektupta, bu adımın Montevideo Sözleşmesi’ni (1933’te Uruguay’da imzalanan, devlet tanımak için dört kriter getiren anlaşma: tanımlı sınırlar, kalıcı nüfus, hükümet ve uluslararası ilişkiler kurma kapasitesi) ihlal edebileceğini savundu.

The Guardian gazetesinin bugün yayınladığı analizine göre, bu tartışma, İngiltere’nin dış politikasında hem diplomatik hem de hukuki bir denge arayışını ortaya koyuyor.

FİLİSTİN DEVLETİNİN SINIRLARININ BELİRSİZ OLDUĞUNU İDDİA ETTİLER

Mektup, Filistin’in devlet statüsünün belirsiz olduğunu iddia ediyor.

İddialara göre, Filistin’in sınırları net değil, çünkü Batı Şeria ve Gazze’deki topraklar İsrail işgali altında tartışmalı. Ayrıca, Hamas’ın Gazze’yi, Fetih’in ise Batı Şeria’yı kontrol etmesi nedeniyle tek bir işleyen hükümet bulunmuyor.

Mektubu imzalayanlar, Filistin’in uluslararası ilişkiler kurma kapasitesinin sınırlı olduğunu (her ne kadar 147 ülke Filistin’i tanıyıp büyükelçilikler açsa da) ve milyonlarca Filistinlinin mülteci statüsünün tanınma sonrası sorgulanabileceğini öne sürüyor.

İmzacılar arasında, İsrail’in işgal ve yerleşim politikalarını yasal bulan UK Lawyers for Israel (UKLFI; İngiltere’deki İsrail yanlısı avukatlar grubu) destekçileri Lord Pannick ve Lady Deech gibi isimler yer alıyor.

Bu grup, daha önce Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki suçlara yargı yetkisi olmadığını savunan Lord Verdirame ve eski Yüksek Mahkeme yargıcı Lord Collins’i de içeriyor.

“MODERN ULUSLARARASI HUKUK KURALARI FİLİSTİN’İN DEVLET STATÜSÜNÜ DESTEKLİYOR”

Ancak, karşı görüşler bu iddiaları reddediyor. University College London’dan Prof. Philippe Sands, Uluslararası Adalet Divanı’nın (ICJ; BM’nin en yüksek mahkemesi) 2024’te Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve bağımsız devlet kurma hakkını tanıdığını hatırlatarak, Filistin’in devletlik kriterlerini karşıladığını belirtti.

Sands, tanınmanın hukuki değil siyasi bir karar olduğunu vurguladı.

Nottingham Üniversitesi’nden Dr. Victor Kattan ise, Montevideo Sözleşmesi’nin sadece bir başlangıç noktası olduğunu, kendi kaderini tayin hakkı gibi modern uluslararası hukuk kurallarının Filistin’in devletliğini desteklediğini savundu.

Kattan, İsrail’in 1967’den beri devam eden işgalinin (ICJ’nin 2024’te yasa dışı ilan ettiği) Filistin’in tam egemenlik kurmasını engellediğini, ancak bunun devletlik statüsünü ortadan kaldırmadığını ifade etti.

Arka planda, Filistin’in 147 ülke tarafından tanınması, İngiltere’nin kararını küresel bir bağlama oturtuyor. AB’nin tanıma hamlesi, İsrail’in Gazze’deki 2023 sonrası operasyonlarına (TRT Haber’e göre, 18 bin ton bomba atıldı, Hiroşima’nın 1,5 katı) tepki olarak hız kazandı.

ALMANYA

ALMANYA’DA ANAYASA MAHKEMESİ HAKİM SEÇİMİ KRİZİ BÜYÜYOR

Almanya’da Anayasa Mahkemesi’ne (Bundesverfassungsgericht) üç yeni hakim seçimi, siyah-kırmızı koalisyon (CDU/CSU ve SPD ittifakı) ile muhalefet arasında derin bir krize yol açtı.

CSU’nun (Hıristiyan Sosyal Birliği; Bavyera merkezli muhafazakâr parti) 25 Temmuz’da önerdiği, mevcut adayların tümünü veya bir kısmını değiştirme planı, Yeşiller (Bündnis 90/Die Grünen) tarafından “saygısızlığın zirvesi” olarak nitelendirildi.

Yeşiller Fraksiyon Başkanı Katharina Dröge, CSU’nun bu adımının, daha önce iki derde birlik çoğunlukla Richterwahlausschuss’ta (Hakim Seçim Komitesi; Bundestag’da hakim adaylarını değerlendiren organ) onaylanan üç adaya (SPD’den Frauke Brosius-Gersdorf ve Ann-Katrin Kaufhold, CDU/CSU’dan Günter Spinner) karşı keyfi bir tutum sergilediğini ve Bundestag’ın itibarına zarar verdiğini belirtti.

Dröge, “Böyle devam ederse, kim aday olmaya cesaret eder?” diyerek, Yeşiller’in mevcut adayları desteklemeye devam edeceğini vurguladı.

SÜREÇ SIFIRLANSIN ÇAĞRISI

Kriz, 11 Temmuz 2025’te Bundestag’da yapılması planlanan seçimin, CDU/CSU fraksiyonundaki yaklaşık 60 milletvekilinin SPD adayı Brosius-Gersdorf’a karşı çıkmasıyla ertelenmesiyle başladı.

Brosius-Gersdorf, kürtaj konusunda liberal görüşleri ve sağcı ağlarda dolaşan asılsız iddialar ( kürtaja destek verdiği, AfD yasağını savunduğu ve doktora tezinde intihal yaptığı suçlamaları) nedeniyle hedef alındı.

Yaklaşık 300 hukukçu, bu iddiaları “temelsiz” olarak nitelendirerek Brosius-Gersdorf’un uzmanlığını savundu. Ann-Katrin Kaufhold da benzer şekilde sağcı grupların asılsız eleştirilerine maruz kaldı.

CSU Bölge Grubu Lideri Alexander Hoffmann, yeni bir aday paketi önererek, mevcut adayların tümünün veya bir kısmının değiştirilebileceğini belirtti ancak bu, SPD ve Yeşiller’den sert tepki gördü. SPD lideri ve Şansölye Yardımcısı Lars Klingbeil, Brosius-Gersdorf’a desteklerini sürdürürken, Brandenburg Eyalet Başbakanı Dietmar Woidke (SPD), tüm adayların geri çekilip sürecin sıfırlanmasını savundu. Bu, federal SPD’nin pozisyonundan farklı bir tutum olarak dikkat çekti.

KOALİSYON İÇİNDE GÜVEN KRİZİ HAKİM

Arka planda, Anayasa Mahkemesi’nde hakim seçimi için Bundestag’da iki derde birlik çoğunluk gerekiyor.

Bu, CDU/CSU ve SPD’nin, AfD hariç Yeşiller veya Sol Parti’nin (Die Linke) oylarına ihtiyaç duyduğu anlamına geliyor.

2025’te dolan üç koltuk, özellikle yaş sınırı (68) nedeniyle emekli olan Josef Christ’in yerine geçecek isimler için kritik.

Daha önce Yeşiller, CDU’nun 2024’teki adayı Robert Seegmüller’i veto etmişti, şimdi ise CDU/CSU’nun Brosius-Gersdorf’a itirazı, koalisyon içinde güven krizine yol açtı. SPD, CDU/CSU’nun önceden onay verdiği adaylara son anda karşı çıkmasını “yönetim zaafı” olarak eleştiriyor.

Yeşiller ise süreci “utanç verici” buluyor.

Uzmanlar, bu krizin koalisyonun iş birliği kapasitesini zayıflatabileceğini ve Anayasa Mahkemesi’nin tarafsızlığına zarar verebileceğini belirtiyor.

Seçimin Eylül 2025’teki oturumlara ertelenmesi planlanıyor, ancak Yeşiller’in önerdiği gibi bir özel oturum da gündemde.

Eğer uzlaşma sağlanamazsa, Aralık 2025’te Bundesrat’ın (Federal Konsey) devreye girmesi gibi nadir bir senaryo mümkün.

Ancak bu, koalisyon için utanç verici olur. Kriz, Almanya’nın siyasi istikrarına ve yargı bağımsızlığına dair endişeleri artırmaya devam ediyor.

FRANSA

FRANSA’NIN TATİL BÖLGELERİ MUHAFAZAKARLAŞIYOR

Fransa’nın popüler tatil bölgeleri Cannes, St Tropez, La Grande Motte, Nice, Palavas, Cassis, Arcachon ve Les Sables-d’Olonne, dikkat çeken bir uygulamayı yürürlüğe koydu.

Yerel halkın bölgeye gelen turistlerin şehir sokaklarında yarı çıplak dolaşmasından rahatsız olması üzerine yetkililer, yeni bir uygulamayı yürürlüğe koydu.

YARI ÇIPLAK DOLAŞMAYA 150 EURO CEZA:

Buna göre, dünyanın en ünü bu 8 tatil bölgesinde de yüzülebilecek alanlar dışındaki yerlerde gömleksiz veya mayo/bikiniyle dolaşmak yasaklandı.

Yasaklarını uygulamayan turistlere ise 150 euro para cezası uygulamaya başladı.

“KASLARINIZI GÖSTERMEK İSTİYORSANIZ 11 KM PLAJIMIZ VAR”

Les Sables-d’Olonne Belediye Başkanı Yannick Moreau, bu kuralı “yerel halka saygı ve temel hijyen” gerekçesiyle savundu.

Moreau, “Peki kaslarınızı veya en güzel mayonuzu göstermek istiyorsanız, 11 kilometre plajımız var.” diyerek yasağın plaj dışındaki sokaklar, marketler, dükkanlar ve restoranlar için geçerli olduğunu vurguladı.

Karar, halk arasında genel olarak destek görse de bazıları suç gibi daha ciddi sorunlara odaklanılması gerektiğini savundu.

ÇIPLAKLIĞI DESTEKLEYEN ÜLKEDE ÇIPLAKLIK YASAĞI

Bu yasak, Fransa’nın plaj giyimiyle ilgili uzun süredir devam eden tartışmalarının bir parçası. Arka planda, ülkede plaj kıyafetleri üzerine geçmişte de yoğun tartışmalar yaşandı. Örneğin, 2016’da bazı belediyeler burkiniyi (burkini; tüm vücudu örten, sadece yüz, eller ve ayakları açık bırakan mayo) yasaklamaya çalıştı.

Ancak bu yasaklar, mahkemelerce “özgürlüklere aykırı” bulunarak kaldırıldı. Öte yandan, Perpignan yakınlarındaki bir plajda 2023’te üstsüz güneşlenen kadınlara örtünme emri verilmesi, ulusal çapta özgürlük ve kültür tartışmalarını alevlendirdi. Ancak, Fransa’da üstsüz güneşlenme oranının, cilt kanseri korkusu, sosyal medya üzerinden “meme aşağılama (breast-shaming; kadınların üstsüz görüntülerinin çevrimiçi alay konusu edilmesi) ve toplumsal baskılar nedeniyle yüzde 29’dan yüzde 19’a düştüğü belirtiliyor. Buna karşın, Fransa, 1920’lerden beri natürizmi (çıplak yaşam tarzı; genellikle belirli alanlarda doğal şekilde çıplak olmayı savunan hareket) destekleyen bir ülke.

İle du Levant gibi alanlarda natürizm yasal ve 460 bölgede yılda yaklaşık 4 milyon kişiyi ağırlıyor.

TATİLCİLERİN ŞEHİRDE ÇIPLAK DOLAŞMASINI FRANSIZLAR HOŞ KARŞILAMIYOR

Yasağın ardında, Fransa’nın turizm patlaması yatıyor

2024’te 89 milyon yabancı turist ülkeyi ziyaret etti ve sahil bölgelerinde yerel halk, özellikle yaz aylarında “saygısız” davranışlardan şikayetçi. Les Sables-d’Olonne’da yapılan anketlerde, sakinlerin yüzde 72’si plaj kıyafetiyle şehirde dolaşmayı “rahatsız edici” buldu.

Benzer kurallar, İspanya’nın Malaga kentinde de uygulanıyor. 2023’te burada yalınayak veya iç çamaşırıyla dolaşmaya 750 euro ceza getirildi.

Uzmanlar, bu tür yasakların, turizmle yerel kültür arasında denge kurma çabasını yansıttığını, ancak ekonomik etkilerinin sınırlı olabileceğini belirtiyor.  Bu adım, Fransa’nın toplumsal normlarını koruma çabasını gösterse de, özgürlükler ve turizm arasındaki gerilimi daha da öne çıkarabilir.

FRANSA’DA ANAOKULUNDA CİNSEL İSTİSMAR SKANDALI TOPLUMU SARSTI

Fransa’nın Hérault bölgesindeki Vic-la-Gardiole kasabasında, Les Aresquiers Anaokulu’nda görevli 59 yaşındaki bir ATSEM (anaokullarında öğretmenlere yardımcı olan belediye çalışanı) hakkında, 3-4 yaşlarındaki en az dokuz çocuğa yönelik cinsel istismar ve tecavüz suçlamalarıyla soruşturma başlatıldı.

“Dijital penetrasyon ve mastürbasyon” eylemleriyle suçlanan şahsın özellikle çocukların öğle uykusu sırasında bu suçu işlediği düşünülüyor.

Zanlı, 29 Temmuz’da geçici olarak tutuklandı ve  belediye tarafından görevden uzaklaştırıldı.

YARDIMCI ÖĞRETMEN ONLARCA ÇOCUĞU TACİZ ETTİ

Soruşturma, 1 Temmuz 2025’te bir velinin Belediye Başkanı Magali Ferrier’e “ciddi olaylar” bildiren bir e-posta göndermesiyle başladı.

Ardından, iki ailenin jandarmaya şikayette bulunmasıyla 2 Temmuz’da resmi soruşturma açıldı. Castelnau-le-Lez Jandarma Araştırma Birimi tarafından yürütülen soruşturmada, 29 çocuk zanlıyla düzenli temas halinde olduğu için inceleniyor.

Şu an dokuz çocuk mağdur olarak tanımlansa da, diğer velilerin bildirimleriyle bu sayının 14’e ulaşabileceği belirtiliyor.

HER YIL BİNLERCE ÇOCUK İSTİSMARA UĞRUYOR

France Victimes 34 derneği, 31 Temmuz’da velilerle belediyede görüşmeler yaptı. Fransa’da anaokullarında cinsel istismar vakaları nadir olsa da, bu olay, 2024’te Hérault’ta bir animatörün çocuklara dokunma suçundan bir yıl ertelenmiş hapis cezası aldığı ve Saint-Mathieu-de-Tréviers’te bir öğretmenin şiddet suçlamasıyla iki yıl meslekten menedildiği ve ülkede her yıl binlerce çocuğun istismara maruz kaldığı ancak failin küçük cezalarla kurtulduğu diğer davaları hatırlattı.

İTALYA

MİLANO’DAKİ KENTSEL PLANLAMA SORUŞTURMASI

İtalya’nın ekonomik başkenti Milano, kentsel planlama süreçlerinde derin bir yolsuzluk ağını ortaya çıkaran soruşturmayla sarsılıyor.

Kentsel planlama süreçlerini hedef alan geniş çaplı bu soruşturma, dün altı kişinin tutuklanmasıyla sonuçlandı. Milano Hakimi Mattia Fiorentini, 74 şüpheli arasında bulunan altı kişi için ihtiyati tedbir kararı verdi.

Bluestone şirketinin sahibi Andrea Bezziccheri için hapis cezası, eski Kentsel Yenileme Müdürü Giancarlo Tancredi, Coima şirketinin CEO’su Manfredi Catella, eski Peyzaj Komisyonu Başkanı Giuseppe Marinoni, komisyon üyesi mimar Alessandro Scandurra ve J+S mühendislik şirketinin eski yöneticisi Federico Pella için ev hapsi uygulandı.

Suçlamalar, “yolsuzluk, sahte beyan ve uygunsuz çıkar sağlama veya vadetme” (induzione indebita; kamu görevlisinin bir kişiyi haksız menfaat sağlamaya yönlendirmesi) içeriyor.

Milano Savcılığı, “yerel siyasetçiler, belediye yöneticileri, iş insanları ve serbest meslek sahiplerinin kuralları kendi çıkarları için çarpıttığı veya görmezden geldiği, kökleşmiş ve yaygın bir sistem” tespit ettiğini belirtti.

YOLSUZLUK AĞI İFŞA OLDU

Soruşturma, Milano’nun son yıllardaki hızlı kentsel dönüşüm projelerinde, özellikle Porta Nuova, Pirellino (Melchiorre Gioia’daki gökdelen projesi) ve Porta Romana’daki Olimpiyat Köyü gibi yüksek profilli yatırımlarda usulsüzlükleri hedef alıyor.

Savcılık, Peyzaj Komisyonu’nun (Commissione per il Paesaggio; kentsel projelerin estetik ve çevresel etkisini değerlendiren belediye organı) “yolsuzluk sisteminin merkezi” olduğunu iddia ediyor. Marinoni ve Scandurra’nın, milyonlarca euroluk danışmanlık ücretleri karşılığında (Scandurra için 2,5 milyon euro, Marinoni için yüz binlerce avro) projeleri onaylarken çıkar çatışmalarını gizlediği öne sürülüyor.

Örneğin, Catella’nın Coima’sı, Scandurra’ya 138 bin euro ödeyerek Olimpiyat Köyü’nün öğrenci yurduna dönüştürülmesi projesinde olumlu görüş aldığı iddia ediliyor. Bezziccheri ise, Hidden Garden ve Park Towers gibi projelerde Scandurra’ya 279 bin euro ödeyerek yolsuzluk yaptığı suçlamasıyla karşı karşıya. Tancredi, Marinoni’nin çıkar çatışmalarını bilmesine rağmen 2024’te onun yeniden atanmasını sağladığı için sahte beyanla suçlanıyor.

“SİYASETİN DESTEKLEDİĞİ YERLEŞİK VE KÂRLI BİR YOLSUZLUK SİSTEMİ”

Arka planda, Milano’nun “sınırsız inşaat genişlemesi” (espansione edilizia incontrollata), kentin silüetini değiştiren projelerle bağlantılı.

Savcılar, kamu-özel ortaklıklarının (Partenariato Pubblico-Privato) sosyal fayda gerekçesiyle suiistimal edildiğini, inşaat hacimlerini artırmak için düzenlemelerin esnetildiğini iddia ediyor. Hakim Fiorentini, “siyasetin de desteklediği, yerleşik ve kârlı bir yolsuzluk sistemi”nden bahsederek, özel sektörün Belediye Başkanı Giuseppe Sala dahil üst düzey yetkililere baskı yaptığını belirtti.

Sala, sahte beyan suçlamasıyla soruşturulurken, uygunsuz çıkar sağlama suçlaması hakim tarafından reddedildi. Sala, dün yaptığı açıklamada, “Kişisel çıkarlar için hareket etmedim. Milano için tutkuyla çalışmaya devam edeceğim.” diyerek görevine devam edeceğini vurguladı.

Soruşturma, Mart 2025’te Peyzaj Komisyonu eski başkan yardımcısı Giovanni Oggioni’nin ev hapsine alınmasıyla başlamıştı ve 80 finans polisinin katılımıyla 24 arama emriyle genişledi. Siyasi yankılar güçlü. M5S ve Fratelli d’Italia, Sala’nın istifasını talep ederken, Demokratik Parti (PD) Sala’yı destekliyor. İtalyan basını, bu skandalın Milano’nun “model kent” imajını zedeleyebileceğini, ancak kentsel dönüşüm projelerinin ekonomik öneminden dolayı tamamen durmayacağını öngörüyor. Tutukluların avukatları, kararlara karşı Temyiz Mahkemesi’ne (Tribunale del Riesame) itiraz etmeye hazırlanıyor.

İSPANYA

EKONOMİK KRİZİN SON KURBANI TURİST MERKEZİ KANARYA ADALARI OLDU

İspanya, 2024’te yüzde 5,6’ya ulaşan bütçe açığını kapatmak için vergi artışları, kamu hizmetlerinde zamlar ve ücret düzenlemelerine yönelirken, bu politikaların son kurbanı Kanarya Adaları oldu. Tenerife Adası Bölge Meclisi (Cabildo de Tenerife), dün İspanya Havalimanları ve Hava Seyrüsefer İdaresi’nin (AENA; İspanya’daki havalimanlarını yöneten kamu kuruluşu) 2026 için planladığı yüzde 6,5’lik havalimanı ücret artışı kararına karşı bir önergeyi oy birliğiyle kabul etti.

Önerge, bu zammın Kanarya Adaları’nın bağlanabilirliğini (conectividad; adaların anakarayla hava yolu ulaşım erişimi), sakinlerin hareketliliğini, yaşam maliyetini ve turizm rekabetçiliğini olumsuz etkileyeceğini savunuyor. Meclis, İspanya Hükümeti’ni ve Ulaştırma Bakanlığı’nı, Kanarya Adaları’nı bu artıştan muaf tutmaya veya adaların “uzak bölge” (ultraperiférica; AB’de coğrafi olarak uzak bölgeler için kullanılan terim) statüsüne uygun özel sübvansiyonlar uygulamaya çağırdı.

TURİZMİ TEHDİT EDEN ADIM

Önergede, Kanarya Adaları’nın coğrafi yalıtılmışlığı ve ada statüsü nedeniyle hava ulaşımının bir lüks değil, temel bir ihtiyaç olduğu vurgulanıyor.

Tenerife’de turizm, gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 35’ini ve her üç istihdamdan birini oluşturuyor. Bu nedenle havalimanı ücretlerindeki artış, uçak bileti fiyatlarını yükselterek hem ada sakinlerini hem de turizmi tehdit ediyor. 2024’te Kanarya Adaları’nı 14,2 milyon turist ziyaret etti ve turizm gelirleri 20 milyar euroyu aştı, ancak artan bilet fiyatlarının bu rakamı yüzde 8-12 oranında düşürebileceği tahmin ediliyor.

Ayrıca, ada sakinlerinin sağlık, eğitim ve iş için anakaraya seyahat etme zorunluluğu, yaşam maliyetini artırarak sosyal eşitsizlikleri derinleştirebilir. Önerge, “Hareketlilik temel bir haktır; sadece gelir artırma amacıyla yapılan bu zam, Kanaryalıları zorunlu bir hizmet için daha fazla ödemeye zorlayarak eşitsizlik yaratır.” ifadesiyle durumu özetliyor.

Arka planda, İspanya’nın ekonomik krizle mücadelesi, 2024’te yüzde 2,1’lik düşük büyüme oranı ve enerji maliyetlerindeki yüzde 7,3’lük artışla zorlaştı. Hükümet, AB’nin bütçe açığını yüzde 3’ün altına çekme hedefi doğrultusunda, 2025’te toplu taşıma ücretlerinde yüzde 4, enerji vergilerinde yüzde 2,5 artış getirdi. AENA’nın önerdiği yüzde 6,5’lik havalimanı ücret artışı, henüz AENA Yönetim Kurulu ve Ulusal Piyasalar ve Rekabet Komisyonu (CNMC) tarafından onaylanmadı; ancak Kanarya Adaları, 2019’dan beri sübvansiyonlarla korunan uçuş fiyatlarının bu kararla yüzde n10-15 artabileceğini öngörüyor.

İspanyol basını, bu artışın, Kanarya Adaları’nın Ryanair ve EasyJet gibi düşük maliyetli havayollarıyla bağlanabilirliğini riske atabileceğini ve turizmde Balear Adaları veya Portekiz’e kayma yaratabileceğini belirtiyor.

İspanyol basınında konuya ilişkin “Tenerife Bölge Meclisi’nin önergesi, Kanarya Adaları’nın Özerklik Statüsü ve AB’nin Uzak Bölgeler Rejimi’ne (Régimen Económico y Fiscal) dayanarak, adaların ekonomik ve sosyal dengesini koruma çabasını yansıtıyor. Ancak, hükümetin bu talebe nasıl yanıt vereceği, İspanya’nın ekonomik öncelikleri ile bölgesel adalet arasındaki gerilimi ortaya koyacak.” yorumunda bulundu.

UKRAYNA

ZELENSKY’NİN GERİ ADIMI: YOLSUZLUKLA MÜCADELE KRİZİ ÇÖZÜLDÜ

Ukrayna, son haftalarda hükümet karşıtı protestoların gölgesinde önemli bir siyasi krizi geride bıraktı. Genç Ukraynalıların başını çektiği kitlesel gösteriler, Cumhurbaşkanı Vladimir Zelensky’nin yolsuzlukla mücadele kurumlarının bağımsızlığını sınırlayan tartışmalı yasayı geri çekmesiyle sonuçlandı.

Perşembe günü başkent Kiev’de toplanan milletvekilleri, Zelensky’nin geçen hafta imzaladığı ve Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ile Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP) üzerindeki denetimi artıran yasayı ezici çoğunlukla iptal etti.

331-0 oyla alınan karar, Rusya’nın 2022’deki işgalinden bu yana ülkede görülen en büyük protestoların ardından geldi.

PROTESTOLAR VE AVRUPA BASKISI GERİ ADIMI GETİRDİ

Yasa, NABU ve SAP’nin yüksek profilli yolsuzluk davalarında kimi soruşturacağına karar verme yetkisini, Zelensky’nin atadığı başsavcıya devrediyordu.

Bu adım, Avrupa Birliği’ne (AB) aday ülke statüsü için yolsuzlukla mücadelede bağımsız kurumların kritik önemde olduğu bir dönemde, hem Ukraynalı gençler hem de Batılı ortaklar arasında tepkiyle karşılandı.

Binlerce protestocu, “NABU ve SAP’den elinizi çekin” sloganıyla sokaklara döküldü. Gösteriler, Zelensky’nin ekibinin yolsuzlukla mücadele reformlarına bağlılığına dair soru işaretlerini artırırken, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Dışişleri Şefi Kaja Kallas’tan gelen eleştiriler de geri adımda etkili oldu. Von der Leyen, yeni yasayı “hoş bir adım” olarak nitelendirirken, Kallas, Ukrayna’nın “Avrupa demokratik değerlerine bağlılığını” gösterdiğini belirtti.

Kriz, Zelensky’nin sağ kolu Andriy Yermak’ın etkisine dair tartışmaları da alevlendirdi.

Yermak’ın, anayasal denge ve denetim mekanizmalarından bağımsız konumu, Ukrayna demokrasisi için soru işaretleri yaratıyor. Ayrıca, NABU’nun 2022-2025 arasında 71 mevcut ve eski milletvekilini yolsuzlukla suçlaması, bazılarının Zelensky’nin yakın çevresini koruma motivasyonuyla hareket ettiği iddialarını güçlendirdi. Zelensky, yeni yasayla NABU ve SAP’nin bağımsızlığını geri getirirken, kurum çalışanlarına zorunlu yalan dedektörü testi getirerek “Rus etkisini temizleme” hedefini vurguladı. Ancak bu adım, bazı çevrelerde siyasi bir manevra olarak yorumlandı.

Ukrayna’nın savaş nedeniyle harap olan ekonomisi, AB ve Batılı ortakların mali desteğine bağımlı. Ulusal Banka’ya göre, 2026’da bütçe açığı 13 milyar dolara ulaşabilir. AB, reformların yavaşlaması nedeniyle mali yardımı kısmen azalttı. Protestocular, yolsuzlukla mücadele kurumlarının bağımsızlığının, sadece demokrasi değil, aynı zamanda bu kritik mali desteği sürdürmek için de hayati olduğunu savunuyordu.

Yasa krizinin çözülmesi, Ukrayna’da demokrasinin işlediğine dair bir mesaj verse de, Zelenski’nin reformlara bağlılığı sorgulanmaya devam ediyor. Eski Başbakan Yuliya Timoşenko gibi bazı siyasi figürler, NABU ve SAP’nin bağımsızlığını sınırlama girişimini “dış güçlere karşı egemenlik mücadelesi” olarak savundu. Bu söylem, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgalini haklı göstermek için kullandığı anlatıya paralel bulunarak eleştirildi. Ukrayna, AB entegrasyon yolunda ilerlerken, bu tür krizler hem iç politikada hem de uluslararası arenada güven erozyonuna yol açabilir. Ukrayna’da yaşanan bu gelişmeleri ele alan ABD merkezli Politico, “Zelensky’nin önümüzdeki dönemde reformlara ne kadar sadık kalacağı, hem Ukrayna’nın demokrasisi hem de Batı ile ilişkileri açısından belirleyici olacak.” yorumunda bulundu.

BREZİLYA

TRUMP’IN TARİFELERİ BREZİLYA’DA SİYASETİ KIZIŞTIRIYOR

Brezilya, ABD’nin yüksek gümrük tarifelerinin gölgesinde 2026 başkanlık seçimlerine doğru ilerlerken siyasi dengeler değişiyor.

Eski Başkan Jair Bolsonaro’nun partisi PL tarafından yaptırılan son anket, mevcut Başkan Luiz Inácio Lula da Silva’nın popülaritesinde artış olduğunu gösteriyor.  Donald Trump’ın Brezilya’ya uyguladığı “tarifaço” adlı vergiler, Lula’ya yararken Bolsonaro’nun seçim umutlarına darbe vuruyor.  PL’nin son anketine göre, Lula’nın oy oranı üç puan artarak Bolsonaro’ya karşı avantaj sağladı.  AtlasIntel ve Bloomberg iş birliğiyle 31 Temmuz’da yayımlanan araştırma, Lula’nın onay oranının yüzde 50,2’ye ulaştığını, onaylanmama oranının ise yüzde 49,7’ye gerilediğini ortaya koydu.

Bu, Ekim 2024’ten beri Lula’nın onay oranının ilk kez onaylanmama oranını geçtiğini ortaya koydu. Lula, özellikle gıda enflasyonu ve güvenlik gibi temel meselelerde seçmen desteğini artırıyor.

ABD’nin tarifeleri, Bolsonaro’nun oğlu ve federal milletvekili Eduardo Bolsonaro’nun Trump yönetimiyle yakın ilişkileri bağlamında tartışılıyor.  Şubat ayından beri ABD’de bulunan Eduardo, babasının Yüksek Adalet Mahkemesi (STF) Yargıcı Alexandre de Moraes’e yönelik yaptırımları savunuyor ve Bolsonaro ile müttefikleri için af kampanyası yürütüyor.  Ancak bu girişimler, Lula’nın “ulusal egemenlik” söylemiyle iç kamuoyunda destek kazanmasına yol açtı. Lula, tarifeleri “Brezilya’ya müdahale” olarak nitelendirerek alt ve orta sınıflardan oy topluyor.

BOLSONARO’NUN SİYASİ GELECEĞİ BELİRSİZ

Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerinde sisteme yönelik asılsız iddiaları nedeniyle Yüksek Seçim Mahkemesi (TSE) tarafından 2030’a kadar siyasetten men edildi.

Buna rağmen anketlerde hala güçlü bir figür olsa da, Trump’ın tarifeleri sağ seçmen tabanında tepkiye yol açtı.  Quaest anketine göre, Bolsonaro’nun olası bir ikinci turda Lula’ya karşı şansı azalıyor. Lula yüzde 43’e karşı yüzde 37 ile önde. Sağın alternatif adayları arasında Sao Paulo Valisi Tarcísio de Freitas öne çıksa da, AtlasIntel’e göre Lula’ya karşı rekabet gücü sınırlı. Trump’ın tarifeleri, Brezilya ekonomisine yeni bir yük getiriyor. Gıda enflasyonu yüzde 6’ya yaklaşırken, güvenlik sorunları seçmenlerin ana kaygıları arasında.

Lula, bu krizi “zengin-fakir” söylemiyle çerçeveleyerek avantaj sağlıyor. Ancak Bolsonaro’nun STF ile gerilimleri ve Eduardo’nun ABD’deki faaliyetleri, sağın birliğini zorlaştırıyor.  Konuyu ele alan Veja gazetesi, “Brezilya, ekonomik belirsizlikler ve siyasi kutuplaşma ile seçimlere hazırlanırken, Trump’ın tarifelerinin yankıları hem Lula’nın hem de Bolsonaro’nun stratejilerini şekillendirecek.” yorumunda bulundu.

1
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Dünya gündeminden haber başlıkları…
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Girdap Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!