USD44,31
%0.04
EURO51,54
%0.45
BIST13.138,75
%0.7
Petrol98,31
%-7.61
GR. ALTIN6.378,64
%-0.44
BTC3.164.206,35
%5.07
İstanbul
Ankara
İzmir
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Aksaray
Amasya
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkâri
Hatay
Iğdır
Isparta
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kilis
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Mersin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Şırnak
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak
  1. Haberler
  2. Özel Haber
  3. Dünya Kavrulacak!

Dünya Kavrulacak!

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Dünya Meteoroloji Örgütü tarafından yayınlanan sarsıcı rapor, geride bıraktığımız 11 yılın tarihin en sıcak dönemi olduğunu ve gezegenin eşi benzeri görülmemiş bir kırmızı alarm verdiğini gözler önüne seriyor.

Dünya’nın iklim sistemi, gözlemlenen tarih boyunca hiç olmadığı kadar büyük bir dengesizlik yaşıyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü bünyesinde çalışan bilim insanları, insanlığın 2011 ile 2025 yılları arasında kayıtlara geçen en sıcak 11 yıllık dönemi geride bıraktığını açıkladı.

Geçtiğimiz yıl ortalama sıcaklık değerleri, 1850 ile 1900 yılları arasındaki ortalamanın tam 1,43 derece üzerine çıktı.

Bu korkutucu artışla birlikte 2025 yılı, ölçümlerin yapılmaya başlandığı tarihten bu yana en sıcak ikinci veya üçüncü yıl olarak kayıtlara geçti.

Uzmanlar küresel sıcaklık artışlarından sera gazı yoğunluklarına, deniz seviyelerindeki yükselmeden buzulların erimesine kadar her alanda durumun ciddiyetini vurguluyor.

Elde edilen son veriler ışığında bilim insanları, artık gezegeni ilgilendiren her önemli göstergenin kırmızı alarm verdiği konusunda hemfikir.

GEZEGENİMİZİN ENERJİ DENGESİ BOZULUYOR

Dünya Meteoroloji Örgütü tarafından her yıl düzenli olarak hazırlanan İklim Durumu raporu, gezegeni yüzlerce hatta binlerce yıl boyunca etkileyebilecek büyük ölçekli değişimleri tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Bu kapsamlı çalışma, atmosfere giren ve çıkan enerji oranını ölçen Dünya’nın enerji dengesizliğine dair ilk net bakış açısını sunmasıyla da ayrı bir önem taşıyor.

Gezegenimizin enerji dengesizliği, altmış beş yıllık gözlem tarihinin en üst seviyesine ulaşarak atmosferin ve okyanusların büyük bir hızla ısınmasına yol açıyor.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, bu durumu değerlendirirken Dünya’nın kendi sınırlarının ötesine zorlandığını ve tüm önemli iklim göstergelerinin tehlike çanları çaldığını ifade etti.

Karbondioksit, metan ve azot oksit gibi tehlikeli sera gazları kızılötesi radyasyonu atmosferde hapsederek doğal enerji dengesini altüst ediyor.

İdeal bir senaryoda güneşten gelen enerjinin hızıyla atmosferden uzaya ısı kaybının hızının birbirine yaklaşık olarak eşit olması bekleniyor.

REKOR SEVİYEDE SERA GAZI ARTIŞI

Söz konusu gazların atmosferdeki yoğunlukları, tarihsel sürecin en yüksek seviyelerine ulaşmış durumda.

Günümüzde atmosferdeki karbondioksit miktarı milyonda 423 parça seviyesinde ölçülüyor ve bu oran Sanayi Devrimi öncesindeki dönemin yüzde 152’sine denk geliyor.

Bu çarpıcı karbondioksit oranı, aynı zamanda son iki milyon yıllık dünya tarihinin de en yüksek seviyesini temsil ediyor.

Benzer şekilde metan ve azot oksit yoğunlukları da son 800 bin yıllık devasa sürecin zirve noktasında.

Güncel verilere göre metan yoğunluğu sanayi öncesi dönemin yüzde 266’sı, azot oksit yoğunluğu ise yüzde 125’i düzeyinde seyrediyor.

Bu korkutucu tablo, ısının dışarı atılabileceğinden çok daha hızlı bir şekilde gezegende biriktiğini ve devasa boyutlarda fazla enerji ürettiğini gösteriyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü Genel Sekreteri Celeste Saulo, bilimsel alandaki gelişmelerin önemine değinerek bu konuya açıklık getirdi.

Saulo, bu sayede Dünya’nın enerji dengesizliği ile gezegenin şu anda karşı karşıya kaldığı zorlu gerçeklik hakkındaki anlayışımızın çok daha geliştiğini belirtti.

BEŞ TEMEL GÖSTERGEDE KIRMIZI ALARM

İklim değişikliğinin ciddiyetini ortaya koyan beş temel göstergenin tamamı alarm veriyor ve bu durum insanlığın geleceğini doğrudan tehdit ediyor.

Rekor kıran sıcaklıklar, artan sera gazları, okyanuslardaki benzeri görülmemiş ısınma, eriyen deniz buzları ve küçülen buzullar, bu tehlikeli listenin başını çekiyor.

Son 11 yılın tamamı kaydedilen en sıcak yıllar olurken, sera gazı oranları da milyonlarca yılın zirvesine yerleşti.

Okyanuslardaki ısınma şimdiye kadarki en hızlı artış oranını yakalarken Arktik deniz buzu, 2025 yılında tarihsel olarak en düşük seviyelere geriledi.

Tüm bunlara ek olarak, 2025 yılında buzullarda yaşanan devasa kütle kaybı da kayıtlara geçen en kötü 5 yıl arasında kendine yer buldu.

İnsan faaliyetlerinin doğal dengeyi her geçen gün daha fazla bozduğu ve bu acı sonuçlarla binlerce yıl daha yaşamak zorunda kalacağımız özellikle vurgulanıyor.

YENİ SICAKLIK REKORLARI GELECEK

Uzmanlar, doğal El Nino hava döngüsü sebebiyle önümüzdeki yıllarda havanın mevcut durumdan çok daha sıcak olmasının son derece muhtemel olduğunu belirtiyor.

Reading Üniversitesi’nde görevli kıdemli araştırma bilimcisi Dr. Akshay Deoras, El Nino olayının okyanustan atmosfere inanılmaz boyutlarda ısı saldığını hatırlattı.

Deoras’a göre bu doğal ısı salınımı, halihazırda çok yüksek olan sera gazı seviyeleriyle birleştiğinde küresel sıcaklıkları yepyeni rekorlara taşıyabiliyor.

Bu yılın ilerleyen aylarında El Nino koşullarının yeniden ortaya çıkma ihtimalinin yüksek olması, 2026 ve 2027 yıllarında küresel sıcaklıklarda yeni bir sıçrama yaşanabileceğini gösteriyor.

OKYANUSLAR GİDEREK DAHA FAZLA ISINIYOR

Hissettiğimiz atmosfer, oluşan bu fazla enerjinin yalnızca yüzde 1’lik çok küçük bir kısmını içine hapsediyor.

Geriye kalan enerjinin yüzde 5’i karalar tarafından depolanırken, yüzde 3’lük bölüm buzulların erimesine harcanıyor ve yüzde 91’den fazlası doğrudan okyanuslar tarafından emiliyor.

Okyanus sularının barındırdığı ısı içeriği 2025 yılında rekor bir seviyeye ulaştı. Üstelik denizlerin ısınma hızı, 1960 ile 2005 yılları arasındaki döneme kıyasla 2005 ve 2025 yılları arasında tam iki katına çıktı.

Son dokuz yılın her birinde, okyanus sularında depolanan devasa ısı miktarı açısından sürekli olarak yepyeni bir rekor kırıldı.

Dünya Meteoroloji Örgütü, okyanusların her yıl 11 ile 12,2 zetajoule arasında ısı enerjisi emdiğini tahmin ediyor ki bu değer tüm insanlığın yıllık enerji tüketiminin tam 18 katına denk geliyor.

Bu devasa ısı emilimi okyanusların hızla ısınmasına yol açarken, denizdeki sıcak hava dalgaları ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi küresel iklim için çok derin sonuçlar doğuruyor.

İşin daha da ilginç yanı, 2025 yılında La Nina hava olayının bilinen soğutucu etkisine rağmen okyanus yüzeyinin yüzde 90’lık devasa bir kısmında okyanus ısı dalgası yaşandı.

James Cook Üniversitesi’nden Profesör Scott Heron, giderek yoğunlaşan deniz ısı dalgalarının okyanus sistemlerini zaten derinden sarsmaya başladığını belirtiyor.

Mercan ölümleri, deniz çayırlarının yok olması ve tehlikeli deniz hastalıklarının artışı bu sarsıcı etkilerin sadece birkaçı olarak karşımıza çıkıyor.

Profesör Heron, yağmur ormanlarını gezegenin akciğerlerine, okyanusları ise kalbine ve dolaşım sistemine benzeterek durumu özetliyor.

İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin aslında hepimize yavaş yavaş bir kalp hastalığı getirdiğini çarpıcı bir dille ifade ediyor.

DENİZ SEVİYELERİNDEKİ KORKUTUCU YÜKSELİŞ

Eriyen buz tabakaları ve ısınan suların doğal olarak genleşmesi yüzünden deniz seviyeleri, her geçen gün artan bir hızla yükseliyor.

2025 yılındaki deniz seviyeleri bir önceki yılın rekor seviyelerine çok benzemekle birlikte, uydu kayıtlarının başladığı 1993 yılındaki oranlardan 11 santimetre daha yüksek.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, iklim krizinin yavaşlatılamaması halinde deniz seviyelerinin 2100 yılına kadar tam bir metre yükselebileceğini öngörüyor.

Yakın zamanda yapılan yeni bir araştırma ise yüzyılın sonunda İngiltere’de deniz seviyesinin beklenenden 28 santimetre, Güneydoğu Asya’da ise 1 ile 1,5 metre daha yüksek olabileceği konusunda uyardı.

Güncel tahminlere göre dünya üzerinde yaklaşık 50 ile 80 milyon arası insan şu anda deniz seviyesinin altında yaşıyor.

Dolayısıyla deniz sularında yaşanacak ufak çaplı artışlar bile kıyı bölgelerinde hayatını sürdüren milyonlarca kişi için tamamen yıkıcı sonuçlar doğurabilir.

Isınan okyanus suları, aynı zamanda kutup deniz buzlarının da hızla geri çekilmesine sebep oluyor.

Arktik bölgesindeki yıllık deniz buzu alanı 2025 yılında rekor düzeydeki düşük seviyelere yaklaşırken, Antarktika’daki ortalama buz yayılımı da kayıtlardaki en düşük üçüncü seviyeye geriledi.

Buzullardan kaynaklanan kütle kaybı son dönemin en kötü bilançolarından birini yaratırken, İzlanda ile Kuzey Amerika’nın Pasifik kıyılarında gerçekten olağanüstü seviyelerde erimeler yaşandı.

Tüm bu fiziksel değişimlerin yanında, iklim krizinin yol açtığı şiddetli felaketler halihazırda insan yaşamını çok olumsuz yönde etkilemeye başladı.

Çok daha sıcak bir atmosfere sahip olmak daha fazla enerji ve su taşınması anlamına geliyor ve bu da hava olaylarının şiddetini doğrudan artırıyor.

Geçtiğimiz yılın sonlarında Karayipler’e ulaşan Melissa Kasırgası, Jamaika tarihinin gördüğü en güçlü fırtına olarak büyük bir yıkıma imza attı.

Araştırmacılar, iklim krizinin beşinci kategori şiddetindeki bu tarz yıkıcı kasırgaların oluşma ihtimalini tam dört kat artırdığını keşfetti.

Oysa iklim değişikliğinin yaşanmadığı çok daha serin bir dünya düzeninde, Melissa benzeri devasa bir kasırganın karaya ulaşma ihtimali sadece 8 bin yılda bir görülürdü.

Dünyanın farklı bölgelerinde peş peşe gelen aşırı kuraklık ve ardından bastıran yoğun yağış dönemleri, her yerde devasa orman yangınlarına ve ani sellere sebep oluyor.

Yeni Güney Galler Üniversitesi’nden Dr. Mortlock, sıcaklıklardaki görünüşte ufacık artışların bile aşırı hava olayları üzerinde muazzam etkilere sahip olabileceğinin altını çizdi.

ÖLÜMCÜL HASTALIK RİSKİ VAR

Sürekli değişen ve dengesizleşen bu hava koşulları, aynı zamanda dang humması gibi oldukça ölümcül hastalıkların dünya geneline yayılma riskini de körüklüyor.

Daha sıcak ve yağışlı hava koşulları, hastalık taşıyan tehlikeli sivrisinek türlerinin yaşam alanlarını Londra, Viyana ve Frankfurt gibi kuzey şehirlerine doğru hızla itiyor.

Fransa özelinde sivrisineklerin kuzeye doğru yayılma hızı 2006 yılında senede yaklaşık 6 kilometre iken, bu hız 2024 yılında yıllık 20 kilometreye kadar ulaştı.

2023 yılında Peru’yu vuran bir siklonun ardından aynı bölgede normalden tam 10 kat daha büyük bir dang humması salgınının patlak vermesi de bu durumu kanıtlıyor.

Bilim insanları, ölümcül hastalık salgınlarını tetikleyen bu tarz ekstrem hava koşullarının iklim değişikliği yüzünden artık üç kat daha sık yaşanacağını öngörüyor.

BM Genel Sekreteri Guterres ise küresel iklimin tamamen acil bir hal aldığını ve iklim kaosunun her geçen gün hızlandığını belirterek, herhangi bir gecikmenin insanlık için kesinlikle ölümcül olacağını vurguluyor.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Dünya Kavrulacak!
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Girdap Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!