USD42,96
%0.08
EURO50,58
%0.03
BIST11.261,52
%0.37
Petrol60,91
%-0.68
GR. ALTIN5.966,21
%0.22
BTC0,000000
%0
İstanbul
Ankara
İzmir
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Aksaray
Amasya
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkâri
Hatay
Iğdır
Isparta
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kilis
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Mersin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Şırnak
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak
  1. Haberler
  2. Gündem
  3. Fadiş’in Hikayesi: Hatırlamak ve Yeniden Doğmak

Fadiş’in Hikayesi: Hatırlamak ve Yeniden Doğmak

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bazı kitaplar, yalnızca bir yazarın kaleminden çıkmaz; aynı zamanda bir toplumun belleğinden, bir kuşağın özlemlerinden ve çocukluktaki yarım kalan düşlerden beslenerek sayfalara dökülür. Gülten Dayıoğlu’nun “Bende Kalmasın” adlı eseri de bu kapsamda öne çıkmaktadır. Bu kitap sadece bir otobiyografi değil; içsel bir döküş, bir önceki sessizliğin kelimelere dökülme sürecidir. Bu eser, bir yazarın hissettiklerinin yanı sıra, en çok da bir çocuğun, Fadiş’in, iç dünyasından yazılmış bir hakikatin yansımasıdır.

Dayıoğlu’nun edebi kariyeri, yıllar boyunca çocuklara hitap eden neşeli, umut dolu hikâyeleriyle biliniyordu. “Fadiş”, bu bağlamda önemli bir dönüm noktasıydı; sadece edebiyat tarihi değil, binlerce okuyucunun kalbindeki yerini de sağlamlaştırdı. Ancak bu kez yazar, Fadiş’in hikâyesinin ardından anlatılmamış olanı araştırıyor. Yıllardır gelen “Fadiş sonra ne oldu?” sorusunun cevabını, yalnızca okuyucuya değil, kendi içinde de bulmak amacıyla kaleme aldığı “Bende Kalmasın”, beklenenden çok daha derin ve insani bir yan taşımaktadır.

Kitap, geleneksel bir biyografi olarak tanımlanamaz. Gülten Dayıoğlu, anlatıcı ile hikâye arasındaki mesafeyi koruyarak, kendisini daha samimi bir dille ifade ediyor. Üçüncü tekil anlatımın seçimi bir kaçış olarak değil, duygularını daha sahici bir şekilde yansımalıdır. Zira Gülten’in içindeki Fadiş, asla yalnızca çocukluğunda kalmamış; büyümüş, direnmiş ve asla pes etmemiştir.

“Bende Kalmasın,” bireysel bir hikâyenin ötesinde, Türkiye’nin toplumsal belleğinde derin izler bırakan bir dönemi de gözler önüne seriyor. 1940’larda kasaba yaşamı, halk arasında geleneksel olarak yayılan inançlar, kadınların cesur mücadelesi ve devlet kapısında bekleyen umutlar, Fadiş’in perspektifinden sunulan bir çocuğun yaşanmışlıklarıyla harmanlanıyor.

Çakır gözlü komşunun duaları, yıldız şeklinde bacakta beliren bir leke ve su kenarında kaybolan bir çocuk, yalnızca anlatının unsurları olarak değil; aynı zamanda Anadolu’nun toplumsal bilinçaltındaki metaforlar olarak karşımıza çıkıyor. Dayıoğlu, bu imgeleri sırf süs olsun diye değil, derin anlamlar bıraksın diye kaleme alıyor. Fadiş’in bacağındaki leke gibi, bu izlerin silinmesi de kolay olmuyor.

Fadiş’in ve onunla özdeşleşen Gülten’in hayatı, kadınlık deneyimini derin bir biçimde gözler önüne seriyor. Cemile’nin varlığı, annelik üzerinden sağlanan bir fedakarlık değil, gerçek bir direnişin sembolüdür. Her şeye rağmen hayatta kalmayı, kızını korumayı ve toplumsal baskılara rağmen umut beslemeyi başaran bu anne figürü, Dayıoğlu’nun eserlerinde sıkça görülmekte olan güçlü kadın karakterlerinin de kaynağını oluşturuyor.

“Bizim evimiz yok mu anne?” diye soran bir çocuğun sesi, yalnızca mekânsızlık değil; bir aidiyetsizlik ve yersizlik hissi taşımaktadır. Dayıoğlu, bu hissi metnin tam ortasına yerleştirerek okuyucunun, Fadiş’e değil kendi çocukluğuna da dokunmasını sağlıyor.

“Bende Kalmasın,” hak ettiği bir başlık olarak okuyuculara sunulmuş. Çünkü bu anlatı, bir nevi helalleşme metni niteliği taşır. Okurla, geçmişle ve susturulanla gerçekleşen bir yüzleşmedir. Gülten Dayıoğlu, yaşamının doksanıncı yılında yalnızca yazmakla kalmayıp; aynı zamanda hatırlamanın, anlatmanın ve paylaşmanın önemini vurguluyor. Hatırlamanın hem acı hem de iyileştirici bir güç taşıdığını bilen bir bilgelik ile kaleme alınmış bir eser.

Bu kitap, Fadiş’i tanıyanlar için bir veda değil; aksine yeni bir tanışma fırsatı sunuyor. Gülten Dayıoğlu’nun edebiyata ve yaşama dair söylediği belki son sözlerinden biri olmasa da, en içten ve en samimi seslerinden biridir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Fadiş’in Hikayesi: Hatırlamak ve Yeniden Doğmak
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Girdap Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!