Çocuklukta Açlık ve Tokluğun Bastırılması

Yetişkinlikte Bedensel Sinyallerin Kaybına Giden Sessiz Yol
Çocukluk döneminde açlık ve tokluk sinyallerinin ebeveyn tutumlarıyla bastırılması, yetişkinlikte bireyin beden farkındalığını kaybetmesine yol açabilmektedir. “Açken yemek verilmemesi” ya da “tokken zorla yedirilmesi” gibi yaygın uygulamalar, beden–zihin ilişkisinde kalıcı kopukluklara neden olur. Bu makalede, çocuklukta bozulan beslenme regülasyonunun yetişkinlikte iştah, kilo kontrolü ve duygusal yeme davranışları üzerindeki etkileri ele alınmaktadır.
Açlık ve Tokluk: Doğuştan Gelen Bir Bedensel Zekâ
İnsan bedeni, doğumdan itibaren açlık ve tokluk sinyallerini düzenleyen karmaşık bir biyolojik sisteme sahiptir. Bu sistem; mide gerilimi, bağırsak sinyalleri, hormonlar ve sinir sistemi aracılığıyla çalışır. Bebek, acıktığında ağlar; doyduğunda memeyi ya da biberonu bırakır. Bu, öğrenilmiş değil doğal bir yönetmelik mekanizmasıdır.
Ancak bu doğal sistem, çocuklukta dış müdahalelerle bozulmaya oldukça açıktır.
“Açken Yemek Yok” Mesajının Bedensel Sonucu
Bazı çocuklar, aç olduklarında şu mesajlarla karşılaşır:
- “Birazdan yemek yiyeceğiz, şimdi olmaz”
- “Acıktım deme, daha yeni yedin”
- “Açlık bu kadar çabuk olmaz”
Bu tekrar eden deneyimler, çocuğa şu bilinçaltı mesajı verir:
“Bedenimin verdiği sinyallere güvenilmez.”
Zamanla çocuk, açlık hissini bastırmayı öğrenir. Açlıkla temas kesildikçe bedenin bu sinyali algılama kapasitesi zayıflar. Yetişkinlikte ise kişi:
- Gerçek açlığı geç fark eder
- Uzun süre yemeyip bir anda kontrolsüz yer
- Açlığı duygu, stres ya da zamanla karıştırır
“Tokken Yeme” Zorlaması ve Tokluk Körlüğü
Diğer uçta ise tokken yeme zorlaması vardır:
- “Tabakta kalmayacak”
- “Bir kaşık daha ye”
- “Yemezsen hasta olursun”
Bu mesajlar, çocuğun tokluk sinyalini görmezden gelmesini öğretir. Çocuk bedeninden gelen “yeter” mesajını değil, dış otoriteyi dinlemeyi öğrenir.
Sonuçta yetişkinlikte:
- Tokluk geç fark edilir ya da hiç hissedilmez
- Doyma noktası kaçırılır
- Yemek, bitene kadar yenir
- Porsiyon, bedene göre değil dış kurallara göre belirlenir
Beden–Zihin Ayrışması ve Duygusal Yeme
Bu iki uçlu çocukluk deneyimi, yetişkinlikte ciddi bir beden–zihin kopukluğu yaratır. Kişi artık:
- Açlık = stres mi, beden mi ayırt edemez
- Tokluk = suçluluk ya da rahatlama ile karışır
- Yemeyi ihtiyaçtan çok duygu düzenleme aracı olarak kullanır
Bu durum, duygusal yeme, tıkınırcasına yeme ya da sürekli diyet döngülerinin temelini oluşturur.
Kilo Problemi Bir İrade Sorunu Değildir
Bu noktada önemli bir gerçek ortaya çıkar:
Kilo alma ya da verememe problemi, çoğu zaman irade eksikliği değil, bedensel sinyal kaybıdır.
Çocuklukta açlık ve tokluk sinyalleri bastırılmış bireylerden, yetişkinlikte “kendini tutması” beklenir. Oysa ortada tutulacak net bir sinyal yoktur.
Çözüm: Bedensel Sinyallerle Yeniden Temas
İyileşme, yeniden diyet listeleriyle değil; bedenle ilişkiyi onarmakla başlar. Bunun temel adımları şunlardır:
- Açlık ve tokluğu yeniden tanımayı öğrenmek
- Yemeği ceza–ödül döngüsünden çıkarmak
- Bedeni dinlemenin güvenli olduğunu öğretmek
- Zihinsel açlıkla bedensel açlığı ayırt edebilmek
Bu süreç, sabır ve farkındalık gerektirir; ancak mümkündür.
Çocuklukta açlık ve tokluk sinyallerinin bastırılması, yetişkinlikte beden farkındalığının kaybına neden olur. Bu kayıp, yalnızca yeme davranışını değil; kişinin bedeniyle kurduğu tüm ilişkiyi etkiler. Kalıcı ve sağlıklı bir kilo dengesi ise ancak bedenin sesinin yeniden duyulmasıyla mümkündür.
Deniz Egece, Şükran ve Sevgiler