İslam Aleminin Kanlı Bayramı…

Bayram…
Adı bile insanın içine huzur veren, çocukluğumuzun en temiz hatıralarını saklayan o kutsal zaman dilimi…
Ama bu bayram, ne yazık ki ne çocukların yüzü güldü ne de anaların yüreği ferahladı.
Bu bayram, bayram gibi gelmedi.
Çünkü İslam coğrafyasında yine kan vardı…
Yine gözyaşı… yine feryat…
Bir yanda sofralar kurulurken, diğer yanda o sofralara oturacak insanlar toprağa verildi.
Bir yanda bayramlıklar giyilirken, diğer yanda kefenler sarıldı küçücük bedenlere.
Sahi, hangi bayramdan söz ediyoruz biz?
İran’da, Gazze’de, Doğu Türkistan’da, Arakan’da…
Adını sayamadığımız nice yerde Müslüman kanı akarken;
hangi çocuk “şeker toplamaya” çıkabildi bu bayram?
Hangi anne evladını öpüp “Bayramın mübarek olsun” diyebildi?
Bu nasıl bir dünya ki;
bir coğrafyada bayram namazı huzurla kılınırken,
diğerinde insanlar bombaların gölgesinde secdeye kapanıyor?
Bu nasıl bir insanlık ki;
bir taraf tatlı telaşlar yaşarken,
diğer taraf ölümle yaşam arasında sıkışıyor?
Bugün bayram…
Ama bu bayram, içimizde buruk bir sızıyla geldi.
Çünkü biliyoruz ki, o bayram sevincini yaşayamayacak milyonlar var.
Ve en acısı…
Dünya izliyor.
Sadece izliyor.
Suskunluk, bazen en büyük suçtur.
Bizler burada bayramlaşırken,
orada insanlar hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Bu çelişki, bu vicdan yarası…
işte asıl “kanlı bayram” budur.
Belki elimizden çok şey gelmiyor…
Ama en azından unutmamak, unutturmamak zorundayız.
Çünkü unutulan her acı,
yeniden yaşanmaya mahkûmdur.
Bu bayram;
sevinçle değil, farkındalıkla anılmalı.
Dualar sadece kendimiz için değil,
zulüm altındaki tüm mazlumlar için edilmelidir.
Belki o zaman,
bir gün gerçekten bayram gibi bir bayrama uyanabiliriz.
Ama bugün değil…
Bugün,
kanlı bir bayramın içindeyiz.
Haluk GİRTİ

