“Bu Son Yazım Olsun”

Bundan sonra hayatı da, kimseyi de sorgulamayacağım. Bugüne kadar sordum, sorguladım… Peki ne değişti? Benden çok daha yetenekli insanlar hâlâ sormaya, yazmaya devam ediyor. Ama sonuç? Koskoca bir hiç!
Bu ülkede ağzı olan konuşuyor, yargılıyor, bağırıyor ama duyan kim? Kulaklar duvar olmuş, vicdanlar pas tutmuş. Saltanat sürmek isteyenler zaten bildiğini okuyor. Kim ne derse desin umursamıyorlar. Adalet de, ahlak da, liyakat da yerle bir olmuş.
Ülke çökmüş dostlar. Her yere sızmış bir örümcek ağı gibi yolsuzluk. Sahte diplomalar, rüşvet çarkları, belediyelerde dönen ihaleler, menfaat ortaklıkları… Nereden tutsan elinde kalıyor.
Geçtiğimiz gece rüyama Ekrem İmamoğlu ve Hasan Akgün girdi. “Artık yazma” dediler. Belki bilinçaltımın bir oyunu, belki de bir uyarıydı. Etkilenmedim diyemem. Sonra düşündüm, 85 milyonluk bu ülkede diploması olan, olmayan beni mi ilgilendiriyor? Bıraktım artık bu sorguları.
Kendi kendime dedim ki: “Salla gitsin! Al emekli maaşını, köşene çekil. Ne etliye karış ne sütlüye.” Habercilik mi? Artık haberciliğin de ne anlamı kaldı? Gerçekleri yazsan değişen yok, yalanı yazsan yalakalardan farkın kalmaz. O zaman farkım ne?
Kendime soruyorum: Bu mudur yılların emeğinin karşılığı? Şimdi bana ‘git kaz çobanlığı yap, koyun güd’ deseniz, vallahi razıyım. En azından içim kirlenmez. Çünkü medya kirlenmiş, siyaset kirlenmiş, insanlar kirlenmiş…
Artık kalemimi bırakıyorum. Bu yazı köşemdeki son satırlar olarak kalsın.
Ben bu ülkenin “vatan kurtaran Şabanı” olmayacağım. Bundan sonra kalan zamanımı insanlardan çok hayvanlara, doğaya ve iç huzuruma ayıracağım.
Lütfen beni mazur görün. Kalbimde kırgınlık yok, sadece yorgunluk var. Hepinize yürekten teşekkür ederim. Dostça kalın, insan kalın…
Allah’a emanet olun.
