Filler Tepişiyor, İnsanlık Eziliyor: Nereye Bu Gidiş?

Her yeni güne, “Bugün acaba hangi kötü sürprizle uyanacağız?” kaygısıyla başlıyoruz. Televizyonu açıyoruz savaş, sosyal medyaya bakıyoruz yolsuzluk, sokağa çıkıyoruz ekonomik buhran… Sanki dünya bir tımarhaneye dönmüş de anahtarı denize atmışlar gibi.
Peki, neden bu noktaya geldik? Cevabı aslında çok basit ama kabullenmesi ağır: Korkunç bir bencillik ve doymak bilmeyen egolar.
Dünyayı yönetenlere bakıyorsunuz; hepsinde bir “küçük dağları ben yarattım” havası. “Ben senden büyüğüm, bana desturla gel” tavırları arasında haritalar üzerinde satranç oynuyorlar. Bir tarafta petrol savaşları, diğer tarafta “kendimize yeni yerleşim alanı açalım” diyerek masumların, gariplerin üzerine bomba yağdıranlar… Atasözü tam da bugünü anlatıyor: Filler tepişiyor, olan o gariban çimlere oluyor.
En acısı da ne biliyor musunuz? İnsanlığın pusulası şaşmış durumda. Eskiden bir “Allah korkusu”, bir “kul hakkı” kavramı vardı. Şimdi kimsede ne inanç kalmış ne de merhamet. İnsanlar insanlığı unutup adeta şeytanlaşmış vaziyette. Acıma duygusu, yerini “ben merkezli” bir körlüğe bıraktı. Yeni nesil de eski nesil de bu adaletsizliği, bu zulmü gördükçe dinden, imandan, maneviyattan hızla uzaklaşıyor; ateizm ve deizm limanlarına sığınıyor.
Hani hep konuşuluyor ya; “3. Dünya Savaşı çıktı çıkacak” diye… Aslında o savaş çoktan ruhlarımızda başladı. Merhametin bittiği yerde kıyametin ayak sesleri duyulurmuş; biz o sesleri artık sağır sultanın bile duyacağı kadar yakından işitiyoruz.
Bu saatten sonra bu dünya düzeni düzelir mi? Bana sorarsanız; bu kibir, bu ego ve bu vicdansızlık varken mümkün değil. Barış rüzgarlarının esmesi için önce insanların kalbindeki o taşlaşmış bencilliğin erimesi lazım. Ama bakıyoruz; herkes kendi kalesini koruma, kendi cebini doldurma derdinde.
Biz İstanbul ve Trakya havalesinde kendi küçük dünyamızda hizmetle, uykusuz gecelerle, insanların hayatına dokunmakla uğraşırken; yukarıdakilerin bu devasa hırsları tüm emeği bir çırpıda silip süpürüyor.
Kısacası dostlar; dünya yaşlanıyor ama insanlık daha hızlı çürüyor. Fillerin ayakları altında ezilmemek için bir mucizeye değil, kaybolan o “insani özümüze” dönmeye ihtiyacımız var. Tabii eğer hala bir yerlerde o özden bir parça kaldıysa…
