Türk Halkının Çilesi Bitmez! Çile Ey Halkım Çile…

Bu başlık, yalnızca bir serzenişin değil, aynı zamanda bir tarihin özetidir. Anlamı basit gibi görünse de içinde büyük bir isyanı, uzun bir sabrı ve köklü bir acıyı barındırır.
Bu ülke, Kurtuluş Savaşı’nın küllerinden doğdu. Topla, tüfekle değil; açlıkla, yoksullukla, yırtık çarıkla ama dimdik duruşla kazanıldı bu vatan. Bu zaferin arkasında ne saray vardı, ne şatafat, ne de ucu bucağı olmayan bütçeler. Sadece halk vardı. Türk milleti vardı. Kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla… Kimi cephede savaşırken, kimi mermi taşıdı, kimi bir tas çorbasını askere verdi.
Ama ne yazık ki o millet, savaş meydanlarında kazandığı onuru, barış zamanlarında hep kaybetti. Kendi ülkesinde, kendi yöneticileri tarafından hep hor görüldü, ezildi, susturuldu, soyuldu. Evet, bu millet sayesinde kazanılan bu vatan topraklarında, o milleti yönetenlerin neredeyse tamamı saltanatlarını sürdürdü; ama halk, her dönemde çileyle sınandı.
Tarihin tozlu raflarına şöyle bir bakın… Atatürk sonrası Türkiye’nin hangi döneminde halk gerçekten refaha erdi? Hangi dönemde emeklinin yüzü güldü? Çiftçi ürününden kazandı? İşçi emeğinin karşılığını aldı? Cevap acı ama açık: Hiçbirinde.
Peki neden?
Bu sorunun yanıtı sistemli bir ihmalin, bilinçli bir sömürünün ta kendisi. Halk, her seçimde yeniden umutlandı, her gelen iktidar, önce “milli irade” dedi; sonra saraylarda, lüks araçlarda, örtülü ödeneklerde halkın alın terini keyifle harcadı. Devletin kasasındaki para, bir avuç yandaşa, akrabalara, ihalecilere, gösterişli projelere saçıldı. Millete ise sadece vergi, zam, daha çok zam ve sonunda çaresizlik düştü.
Bugün saraylar büyürken, mutfaklar küçülüyor. Devletin tepesinde “tasarruf devlete yakışmaz” denirken, halk çöpten ekmek topluyor. Üstelik bunu kanıksamış bir şekilde yaşıyor artık insanlar. Çünkü bu çileyi o kadar uzun süredir çekiyor ki millet, ezilmeyi bir kader olarak görmeye başladı.
Oysa bu halk, o liderleri oraya taşıyan millettir. Halk olmazsa ne devlet olur, ne koltuk, ne de o gösterişli unvanlar. Bir milletin çilesi, yönetenlerin basiretsizliğidir. Bugün Türkiye’de yaşanan sefalet; yönetememenin, duyarsızlığın ve bilinçli görmezden gelmenin sonucudur.
Ve maalesef halk bir kere daha kandırılıyor. “Devletin bekası” denilerek yapılan her şeyin sonunda sadece halk yıkılıyor. Oysa halkın bekası olmayan bir devletin bekası da olmaz.
Bu yüzden diyoruz ki:
Ey bu ülkeyi yönetenler!
Bu millete yaşattığınız hayat, sizin için de bir gün hesap sebebi olacak.
Bu halk unutur gibi görünür ama affetmez.
Ve unutmayın:
Her yönetici, halkına yaşattığını bir gün mutlaka yaşar.