Vatan Hasretiyle Sınanan Bir Ömür: Bir “Reis” Portresi…

Meslek hayatımda otuz yılı geride bıraktım. Bu uzun yıllar boyunca çok simalar gördüm, çok hikâyelere tanıklık ettim. Hatta bir dönem, Türkiye’nin en fırtınalı yıllarının sembol ismi Abdullah Çatlı ile tanışma, o iklimi soluma fırsatım da oldu. Ancak gönlümde bir ukde kalmıştır ki, o da her zaman haksızlığa karşı duruşuyla bildiğim Sedat Peker ile bir türlü yüz yüze gelip, o meşhur sohbetine ortak olamamaktır.
Dışarıdan bakanlar, kulaktan dolma bilgilerle konuşanlar onu bir “mafya babası” kalıbına sokmaya çalışadursun; biz onun karakterinin derinliklerindeki asıl cevheri görüyoruz. Sedat Peker, her şeyden önce örnek bir aile babasıdır. Çocuklarına duyduğu şefkat ve eşine olan hürmeti, onun hayatının en sağlam kalesidir. Onun için aile mukaddestir; tıpkı vatanı gibi…
Yardımseverliği Bir Yaşam Biçimiydi Onun kapısı hiçbir zaman bir çıkar hesabı için çalınmadı. Kimin derdi varsa, kimin sofrasında ekmeği eksikse, o sessiz sedasız orada bitti. Reklam için değil, “sağ elin verdiğini sol el görmesin” düsturuyla ama devleşen bir gönülle yaptı ne yaptıysa. Bugün Anadolu’nun dört bir yanında onun adını hayırla yad eden binlerce insan varsa, bu o “yardımsever” ruhun bıraktığı silinmez iz sayesindedir.
En Büyük Ceza: Vatanından Uzak Kalmak Ancak bu hayatta bir insana verilebilecek en ağır ceza, parmaklıklar ardına koymak değildir. Hele ki ruhu vatan sevgisiyle, Turan idealiyle harmanlanmış bir adam için… Sedat Peker’e yapılan en büyük işkence, onu canından çok sevdiği vatanından, toprağından ve bayrağından uzaklaştırmaktır. Bir vatanperver için gurbet, en karanlık zindandan daha boğucudur. Kendi memleketinin rüzgarına hasret kalmak, sevdikleriyle kendi toprağında kucaklaşamamak, onun gibi yüreği memleket sevdasıyla çarpan bir adam için bedellerin en büyüğüdür. O, bugün uzaklarda olsa da, biliyoruz ki aklı da kalbi de her zaman bu toprakların selameti için çarpıyor.
Sonuç Yerine… Keşke onunla tanışma fırsatını bulabilseydim; bir acı kahvesini içip, o meşhur hitabetini bizzat dinleyebilseydim. Hatta açık ve net söylüyorum bugün beni bir gazeteci olarak yanına davet etse dünyanın neresinde olursa olsun seve seve giderim. Ama inanıyorum ki, tarih herkesi hak ettiği yere koyacaktır. Korkusuzluğuyla nam salmış, yardımseverliğiyle gönüllere girmiş bu vatan evladının hikâyesi, sadece bir “kaçış” değil, sarsılmaz bir “duruş” hikâyesidir.
Vatanından uzak bir vatanperverin sessiz çığlığını duymak, biraz da vefanın gereğidir.