Adap, Müşteri ve Sosyal Medya Üzerine…

Geçenlerde ülke gündemine oturan bir tartışmayı izledik.
Bir kebapçı…
İsmini özellikle yazmıyorum. Zaten mesele bir isim değil, bir tavır meselesi.
Aslında sosyal medyada yaptığı paylaşımlarla dikkat çeken, benim de bir dönem takip ettiğim bir isimdi. Yaptığı iş, anlattığı hikâyeler, verdiği emek elbette kıymetlidir. Buna kimsenin itirazı yok. Hatta yüreği temiz olabilir, niyeti kötü olmayabilir. Problem de tam olarak burada başlamıyor.
Problem, üslupta başlıyor.
Sosyal medyada herkes her şeyi yazar.
Görmezsin, cevap vermezsin, geçersin… Bu en doğal haktır.
Ama bir noktadan sonra, özellikle sana yazılan bir taziye mesajını görüp cevaplamıyorsan, ardından çıkıp insanlara laf sokmaya, alay etmeye, üstten konuşmaya başlıyorsan; işte orada durup düşünmek gerekir.
Çünkü mesele artık kebap, fiyat ya da sosyal medya değildir.Kibrin başlangıcıdır.
Mesele adap meselesidir.
Bir işletmeyi işletme yapan şey tabelası reklamı değil.
Sosyal medyada kaç bin takipçisi olduğu ise hiç değildir.
Bir işletmeyi işletme yapan müşteridir.
Ve her müşteri değerlidir.
Elbette herkes her eleştiriyi beğenmek zorunda değildir.
Elbette kimse kimseyi zorla kapıdan içeri sokmaz.
Ancak “beğenmiyorsan girme” dili; ustalığın değil, tahammülsüzlüğün göstergesidir.
Ustalık sadece mangal başında olmaz.
Ustalık, insan ilişkilerinde olur.
Eleştiri geldiğinde susabilmekte, gerektiğinde özür dileyebilmekte ya da hiçbir şey dememeyi becerebilmekte olur.
Sosyal medya bir vitrindir.
Ama vitrinde sergilenen yalnızca yemek değil, karakterdir.
Bugün bir paylaşım yaparsın, yarın silersin.
Ama kırdığın insan, kullandığın dil, bıraktığın iz…
Onlar silinmez.
Unutulmamalıdır ki; bir işletmeyi ayakta tutan ne mangalın harı ne de sosyal medyanın gürültüsüdür, onu yaşatan tek şey müşteriye gösterilen adaptır.
Ve şunu da unutmamak gerekir:
Bu değişmeyen kuraldır ve hepimiz için geçerlidir.
Eğer geldiğin yeri unutursan, geldiğin yere geri dönersin.