![]()
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, örgütün düzenlediği haftalık basın toplantısında Myanmar’da meydana gelen depremlerle ilgili çarpıcı bilgiler paylaştı. Ghebreyesus, 28 Mart 2023 tarihinde Myanmar’ın orta kesimindeki Sagaing bölgesi yakınlarında 7,7 ve 6,4 büyüklüğündeki depremlerin, ülkeye büyük bir yıkım getirdiğini ve bu felaketlerin sonuçları hakkında güncel istatistikler verdi. Özellikle, depremlerden on gün sonra 3 bin 600’den fazla kişinin hayatını kaybettiği, 5 bin kişinin yaralandığı ve yaklaşık 200 kişinin kaybolduğuna dair verilerin bulunduğunu belirtti.
Depremlerden etkilenen bölgelerdeki sağlık sorunlarına dikkat çeken Ghebreyesus, insanların temel sağlık ihtiyaçlarının karşılanamadığını vurguladı. Özellikle güvenli su, sanitasyon ve hijyen hizmetlerine erişimde büyük zorluklar yaşandığını belirterek, bu durumun kolera, sıtma ve deng humması gibi salgın hastalıkların yayılma riskini artırdığına işaret etti. DSÖ ve ortaklarının bu durumla başa çıkabilmek için hastalık gözetimini güçlendirdiğini ve sosyal yardımlar konusunda uzmanlar göndermeye devam ettiğini ifade etti.
Afet sonrası sağlık altyapısının hasar aldığını kaydeden Ghebreyesus, depremlerde 5 sağlık tesisinin tamamen yıkıldığını, 61 sağlık tesisinin ise hasar gördüğünün altını çizdi. Bu durum, mevcut kriz zamanında ülkenin sağlık sisteminin daha da zayıflamasına yol açabileceği için büyük endişe verici bir durum olarak değerlendiriliyor. DSÖ, henüz olayın ardından yaklaşık 140 ton tıbbi malzeme gönderdiğini ve bu etkinin süreceği bilgisini de paylaştı.
Bu depremler sadece Myanmar’ı değil, komşu ülkeleri de olumsuz etkiledi. Tayland ve Çin gibi yakın komşular, meydana gelen depremleri şiddetli bir şekilde hissettiklerini ifade ederken, Myanmar genelinde yaşanan bu doğal felaketin 3 bin 645 kişinin ölümüne yol açtığı bildirildi. Bu noktada, bölgedeki sağlık sisteminin güçlendirilmesi ve insani yardımın hızlı bir şekilde sürdürülmesi gerektiği ifade ediliyor.
Genel olarak, DSÖ’nün bu bölgedeki müdahalesi ve desteği kritik bir öneme sahip. Salgın hastalıkların yayılmasının önüne geçmek için sağlık çalışanlarının ve uzmanların ışığında bölgeye sürdürülen yardım ve destek faaliyetleri, insani bir cevap olarak öne çıkıyor. Gelecek dönemde, Myanmar’da yaşanan bu doğal felaketten sonra, uluslararası toplumun bu tür olaylara yönelik daha fazla dayanıklılık geliştirmesi gerekeceği açık bir şekilde ortaya konmuş durumda. Bu tür felaketlerin, sadece doğrudan zarar doğurmakla kalmayıp, aynı zamanda daha geniş sağlık krizlerine de yol açabileceği unutulmamalıdır.



