Halk müziğimiz, her yörenin kendine has bir lezzet ve özellikler barındırdığı bir kültürel zenginliktir. Karadeniz müziği de bu zenginlik içerisinde özgün bir yere sahiptir. Karadeniz’in kendine has çalgıları ve melodileri, Anadolu’nun başka bölgelerindeki müziklerle kıyaslandığında, daha neşeli ve eğlenceli bir abitüde sahiptir. Çocukluğumda dinlediğim isimler arasında Kamil Sönmez, Süreyya Davulcuoğlu, Ümit Tokcan ve Fuat Saka gibi sanatçılar bulunuyordu. Bu türküleri dinlemek her zaman ruhuma bir neşe katmıştır. Orta Anadolu’nun daha melankolik ve soyut içeriğe sahip türküleriyle karşılaştırıldığında, Karadeniz müziği, tıpkı Karadeniz insanı gibi, daha canlı ve coşkulu gelmektedir.
Bir saz sanatçısı olarak, kemençe ve tulumun sesleri kulağımda ahenkle yankılanmasa da, müziğin evrensel dili beni sürükleyerek bu enstrümanların büyülü dünyasına dahil etti. Kamil Sönmez’ler ve Ümit Tokcan’lar, devlet radyo ve televizyonlarında genellikle resmi bir havayı yansıtıyorlardı. Ancak, 1980 sonrasında küreselleşen dünyada bu ciddi hava dağıldı; Türkiye’de, 1990’lardan itibaren yerel kimliklerin, kültürel zenginliklerin ve etnik müziğin önem kazanmasıyla birlikte Karadeniz müziği de büyük bir ivme kazandı. Bu dönem, özellikle gençler arasında Karadeniz müziğinin popülerleştiği bir dönemdir.
Bu değişim içerisinde Volkan Konak, kemençe ve tulum ile icra edilen Karadeniz müziğine yeni bir ses kazandırdı. Doğduğu yer olan Maçka’da yaptığı derleme çalışmalarıyla “Suların Horon Yeri” adlı albümünü piyasaya sürdü ve ünlü şairlerin eserlerine de besteler yaparak müziğini zenginleştirdi. Bu süreçte yöresel motifleri ustaca kullanarak, yaratıcılığını sergiledi. Alışılagelmiş müzik düzenlemeleri dışında, özellikle kentli gençler arasında büyük bir beğeni topladı. Volkan Konak yalnızca bir sanatçı değil, aynı zamanda toplumsal konulara duyarlı bir birey olarak halk üzerinde derin bir etki bıraktı.
Konak’ın en çok bilinen eserlerinden biri olan “Cerrahpaşa” şarkısı, özellikle kız kardeşinin yazdığı sözler ve kendi bestelediği melodisiyle, dinleyicileri derinden etkiledi. Bu şarkıyı her söylediğinde gözlerinden yaşların süzüldüğünü görenler, onun acısını da paylaştı. Volkan Konak, 58 yaşında, KKTC’de verdiği konser sırasında kalp krizi geçirerek dünyadan ayrıldı. Ölümü, milyonlarca insan için büyük bir kayıp oldu; sanki herkes kendisinden bir yakını kaybetmiş gibi hissetti. Çünkü o, yalnızca bir sanatçı değil, aynı zamanda bir duruş insanıydı.
Volkan Konak, müzik kariyerinde hiçbir zaman şöhrete kapılmadı, sağlam karakterini ve duyarlılıklarını her zaman korudu. Folk müzikle halkın türkülerini söylerken, özel yaşamında da sadelik ve dürüstlükle yaşadı. “Biriktirdikleriniz değil, paylaştıklarınız servetinizdir” diyerek birçok öğrenci yetiştirdi, sokak hayvanlarına yardımcı oldu ve vatanının güzelliklerine sahip çıktı. Mimoza çiçeklerinde yaşayacak ve şarkıları nesilden nesile dilden dile söylenmeye devam edecektir.
Volkan Konak’ın kaybı esnasında yapılan bazı açıklamalar hâlâ tartışmalara neden oldu. Örneğin, Çatalca Müftüsü’nün yaptığı olumsuz bir paylaşım, Konak’ın Diyanet’e yönelttiği eleştirinin ne kadar yerinde olduğunu gösterdi. Bu tür olumsuz yorumlar, insani değerleri taşımayan ve insanlıktan kopmuş bir zihniyetin yansımasıdır. Ancak, türkülerimizi söyleyen Volkan Konak gibi birçok sanatçımızla hayata devam ediyoruz. Onun düşünceleri üzerinde ileri geri konuşanların, kendi dünyalarında küçük kaldıkları ve zavallılaştıkları aşikardır.
Volkan Konak, sadece Kuzey’in değil, tüm bölgelerin evladıydı. O, Türkiye’nin kültürel bir parçasıydı ve ölümden sonra bile canlı kalacak bir miras bıraktı. Şarkılarıyla ve gönlümüzde yarattığı özlemle, bu dünyadan hoş bir seda ile ayrıldı. Seni unutmayacağız, güzel insan…
“`



